|
 |
« : 29 Temmuz 2006, 11:35:38 Cts » |
|
Bir gün gelecek ve ben burda olmayacağım, Uçsuz bucaksız hayallerin ardına düşüp kaybolacağım, Gözler beni arayacak , ben uzaktan onlara bakacağım, Şimdi mutlu olduğumu söyle onlara anne….
Zaman geçer de vefasızlar ararsa, Arkadaşlarım gelip hatrımı sorarsa, Beni özleyip de kalbiniz yanarsa, Dönemeyeceğimi söyle onlara anne….
Bilinmezlere giden yollara düştüm, Bazen sıcaktı, bazen üşüdüm, Bende özledim ama belli değildir dönüşüm… Bu umutla uzaklarda yaşadığımı söyle anne…
Her şey ben gittiğimdeki gibimi bilmiyorum, Ama birçok şey değişti bende bunu biliyorum, Gidip de dönmemek var derler ya ?, Hakkımı helal ettiğimi söyle anne… Özledim ama, dönemem anne…… ALINTIDIRR....
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 29 Temmuz 2006, 11:36:49 Cts » |
|
Kan ter içinde gece Kan ter içinde her yanım Her yanım bu gece vurgun içinde Kurşun yemişim, sürgün yemişim Bu sana ilk gelişim Vur emriyle düşmüşüm kapına Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana
Yok elimde bir demet menekşe Yok elimde sevdiğin gül şekeri Yok işte sana bir şey Bilmem ki ne demeli Bir tek ağır yaralı özlemim Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim Anne benim, aç kapıyı Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın Ölmeyesin, bitmeyesin Yürekyarısı gitmeyesin dediğin Anne benim, aç kapıyı İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim
Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim Hep senin için bulutları isterdim Ellerimi açtırıp dua ettirirken O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece Hani her gece sorduğumda Anne babam nerde Nerde kuşların dilinden anlayan adam Ve menekşelerle konuşan adam Nerde anne Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını Gelecek oğul, sen uyu şimdi Baban gelecek bir yağmur gibi yağmurla Rahmete boğacak yoksulluğumuzu derken Ben uyur, düşümde Senin için bir ev görürdüm gökyüzünde Sen, babam, ben ve melekler Ve melekler anne Anne melekler Önce babam sonra onlar terkettiler gecelerimizi Ben de çekip gittiğimde Yani oğulcuğun yani yürek yarın İçinden geçen şarkın gittiğinde Sen nasıl yaşadın anne
Kan ter içinde gece Kan ter içinde her yanım Her yanım bu gece vurgun içinde Kurşun yemişim, sürgün yemişim Bu sana ilk gelişim Vur emriyle düşmüşüm kapına Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana
Vakit yok artık İstersen kalayım böylece Ama bir kere öpseydim elinden Ama bir kere sürseydim gözlerimi gözlerine yeniden Yok elimde bir demet menekşe Yok elimde sevdiğin gül şekeri Yok işte sana bir şey Bilmem ki ne demeli Bir tek ağır yaralı özlemim Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim Anne benim, aç kapıyı Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın Ölmeyesin, bitmeyesin Yürekyarısı gitmeyesin dediğin Anne benim, aç kapıyı İşte geldim, işte bu sana son gelişim
Üzülme, kapanıyor diye gözlerim İşte gidiyorum vakit doldu İşte kapanıyor gözlerim kapının önünde Öğrettiğin gibi ellerimi kaldırıp gökyüzüne Ve eğip başımı önüme dua ediyorum Üzülme anne, vakit doldu İşte şimdi bir oğlun oldu Bir oğlun oldu anne
Kan ter içinde gece Kan ter içinde heryanım
İbrahim SADRİ
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 29 Temmuz 2006, 11:38:20 Cts » |
|
Anne Hakkın ödeşilmez eşin bulunmaz Beni ak sütünle besledin ANNE Şefkatin bir şeyle satın alınmaz Kulağıma ninni söyledin ANNE
Ne kadar tetlıydı gel yavrum derken Seyrederdi mışıl mışıl uyurken Elinde avcunda hiç bir şey yokken Giydirdin kuşattın süsledin ANNE
Bu gece rüyamda yaktın özümü Şahballı’yım tutamadım sözümü Okşadın saçımı öptün yüzümü Başımı göğsüne yasladın ANNE Şair : Hilmi Şahballı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 29 Temmuz 2006, 11:38:55 Cts » |
|
ellerine sagllik paylasim super
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #4 : 29 Temmuz 2006, 11:41:26 Cts » |
|
O bir anne şairi
Türkiye, 14 Mayıs 2006 Pazar Özcan Ünlü
Peygamber Efendimiz, “Cennet annelerin ayakları altındadır” derken, anneliğin sadece sosyal hayatta önemli bir kurum olmadığını, İlahi İrade katında nasıl büyük bir anlam ifade ettiğini de vurguluyordu. Anatolie France, “Analık sanatının ilk şartı çocuk uyuduktan sonra uyumaktır” derken annenin fedakarlığını; Ostrovski, “Anneler, her şeyi görmeseler bile kalpleriyle duyarlar” sözüyle annenin şefkatini ve merhametini; Victor Hugo, “Çocuğunu kaybeden bir anne için her gün ilk gündür; bu ıstırap ihtiyarlamaz” diyerek anne için evladın önemini; Emile, “Hiçbir süs ve makyaj bir bayanı, analık sevgisi kadar güzelleştiremez” sözüyle anneye has duruşun hiçbir güzellikle ölçülemeyeceğini vurgulamıştır.
Anne ölünce çocuk... Dünya ve Türk edebiyatında ‘anne’ kavramı; sevgili, yar, iman vb. gibi temalar gibi ve hatta onlardan daha fazla yer tutar. Memlekete, bayrağa, ülküye, ideale, toprağa ‘anne’ gözüyle bakan şairler kadar, şiirlerinin merkezine anneyi yerleştirenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur. “Annem İçin” başlıklı şiirinde “Bir günümüz bile sensiz geçmezken/ Şimdi mezarına hasretiz anne...” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar; “Anneler Ve Çocuklar” şiirinde “Anne ölünce çocuk/ Bahçenin en yalnız köşesinde/ Elinde bir siyah çubuk/ Ağzında küçük bir leke...” diyen Sezai Karakoç; “Anne” şiirinde “Sahi senden mi doğdum anne/ Yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken/ bir insandan mı doğar bir çocuk” diyen günümüzün önemli şairlerinden Haydar Ergülen ve onlarca şairin şiirlerinde de ‘anne’ bir referans olarak yerini alır.
Merhametli sığınak Türk edebiyatı ve fikir hayatının geçen asrına damga vurmuş ve etkileriyle milyonları eserlerine çekmiş Üstad Necip Fazıl Kısakürek için ‘anne’, hüzün ve acının ilacı, şefkat limanı ve sığınağı... Üstad, “Anneme Mektup” şiirinde, çeşitli sebeplerden dolayı uzak kaldığı ve son bir defa görmek istediği annesine şöyle sesleniyor: “Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,/ Her gün biraz daha süzülmekteyim./ Her gece, içinde mermer döşeli,/ Bir soğuk yatakta büzülmekteyim./ Böylece bir lâhza kaldığım zaman,/ Geceyi koynuma aldığım zaman,/ Gözlerim kapanıp daldığım zaman,/ Yeniden yollara düzülmekteyim./ Son günüm yaklaştı görünesiye,/ Kalmadı bir adım yol ileriye;/ Yüzünü görmeden ölürsem diye,/ Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.” Kısakürek’in, sadece bu şiirinde değil, “Anneciğim”, “Anneme”, “Vehim”, “Dua”, “Çocuk”, “Visal”, “Gurbet”, “Kaldırımlar” ve bir şaheser olarak okurlarını selamlayan “Çile”sinde de anne temalı mısralar ve vurgulara sıkça rastlıyoruz.
Her zaman ümitli Necip Fazıl Kısakürek, yaşadığı acıların ve çektiği çilelerin sağlamasını ve muhasebesini annesinin vicdanında yapar. Sanki çocukluğunun masum, saf ve sahihliğini onu hayal ederek yeniden yaşar ve o anda içinde bulunduğu ruh halini onunla temize çekmeye çalışır. Sıkıntıya düştüğü zamanlarda “Ak saçlı başını alıp eline,/ Kara hülyalara dal anneciğim!/ O titrek kalbini bahtın yeline,/ Bir ince tüy gibi sal anneciğim!” diye seslenen Üstad, “Anneciğim” isimli bu dikkat çekici şiirini, karanlıkların biteceği ümidini her zaman taptaze tutarak bitirir; “Gözlerinde aksi bir derin hiçin,/ Kanadın yayılmış, çırpınmak için;/ Bu kış yolculuk var, diyorsa için,/ Beni de beraber al anneciğim!..” Derin ve oylumlu şiirlerinde kurguladığı bütün ‘şeyler’ gibi ‘anne’yi de müthiş bir ustalıkla işleyen Üstad’ın, şiirleri kadar mesela, “Gençliğe Hitabe” gibi nesirlerinde de anne kavramına dikkat çekici vurgular yaptığını görürüz.
> Üstad’ın kaleminden Anne girdin düşüme. Yorganın olsun duam; Mezarında üşüme.
Anlamam, anlatamam. Düşen düştü peşime, Artık vadeler tamam... HHH Her gün elim tokmakta, Bir an irkiliyorum: Annem belki yatakta, Annem belki toprakta.
Gün batıyor şafakta; Biliyorum, biliyorum: Tabut gıcırdamakta Ve hevesler damakta... *** Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci kat gök, esrarını aç! Annemin duası, düşte perde ol! Bir asâ kes bana , ihtiyar ağaç. *** Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk... *** Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!.. *** Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan; *** Hatıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül! Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül! O visal, can sendeyken canını etmek feda; Elveda toprak, güneş, anne ve yar elveda! *** Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandir. Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi, Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bıçak soksan gölgeme Sıcacık kanım damlar Gir de bir bak ülkeme Saçsız başsız adamlar Ağlayın su yükselsin Belki kurtulur gemi Anne seccaden gelsin Bize dua et emi
aLINTIDIR
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 29 Temmuz 2006, 11:43:15 Cts » |
|
saol kardes bende anneci :) olarak arkadaslara bazı belkıde unuttumus seylerı hatırlamaları ıcn bıseler yapmaya calıstım unmarım guseldır yorumlarınızı beklerım herkese mutlu saatler
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #6 : 29 Temmuz 2006, 13:18:53 Cts » |
|
bir şiirde ben paylaşayım dedim..
Anne
Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak, Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr... Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak, Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgâr. Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl, Sîmasında alacakaranlık endişesi... Her mevsim ayrı bir ızdırap, ayrı bir melâl; Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi... Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır, Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser. Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır, Altın şakaklarında sarı güller gibi ter. Rahmet-zahmet iç içe... bilmez geçen zamânı, Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı, Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı, Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı... Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde, Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur... Amansız hislerin öldüren pençelerinde, Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur. Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez, Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları... Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez, Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları. Kanmaz aslâ sevmeye, O sevgiye susuzdur, Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler. Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur, El açar Yaratan’a balalarını diler... Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur, Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin... O, yeryüzünde en ululardan uludur, Sînesi meleklerin sînesi kadar engin... ................................................ ................................................ Zambaklar gibi sihirli çehrende, Varlığımı kucaklayan bir ışık; Duydum o duyulmazları sînende, Sen bir rüyâsın benim için artık... Nûru öteden pırıl pırıl sîman, Ukbâ derinlikleriyle büyülü... Tülleniyor hülyâlarımda her an, Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü... Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler, Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın... Duâyla gerilmiş bütün gönüller, Berzah yamaçlarında bestekârın.
Kaynak: Sızıntı, Ağustos 1993 M. Fethullah Gülen
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #7 : 07 Ağustos 2006, 11:14:30 Pzt » |
|
Saol Abım Ellerıne Sağlıkk !!!
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #8 : 22 Ağustos 2006, 12:03:48 Sal » |
|
saol
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #9 : 23 Ağustos 2006, 20:59:18 Çrş » |
|
böyle topluluğa bu paylasım az bılede zamanım olmuyor umarım daha sıkı bı ortam olur herkese ııyı paylasımlarr
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #10 : 27 Ağustos 2006, 12:52:09 Paz » |
|
O gün...Nasıl da yağdı yağmur! Ben seni düşünüyordum sırılsıklam olacaksın diye;Biliyorum ki sen de beni merak ediyordun "Oğlum bir şemsiye bari alsaydın,hasta olacaksın "diye.Sen ömrünce hep beni düşündün zaten..
Anne böyle yapma,derdim kırkımı geçtim artık."Sen benim hala çocuğumsun" derdin.
O..Yağmurlu günde sen Hakk`a yürümüştün.Ve tam on senedir kendimle başbaşa kaldığımda ben aşağıdaki şiirimi okurum sana.Çünki sen beni dinlersin,değil mi anne?
Ne kadar yalnızım gittin gideli ! Akan yaşlarımı silen yok anne. Hiç kimse derdime çare olmuyor, Beni senden başka bilen yok anne.
Her gece camlarda gözlerdin beni. İki gün görmesen,özlerdin beni. Ana yüreğinde közlerdin beni, Sensiz hanemizde gülen yok anne.
Romatizmalıydı tombul dizlerin. Her köşemizde durur izlerin. Yön verirdi bana veciz sözlerin, Şimdilerde öğüt alan yok anne.
Ne tutarsam sapı elimde kaldı. Yoksun diye evde çiçekler soldu. Neş`enin yerini hüzünler aldı, Vallahi sözümde yalan yok anne.
Kimbilir çekecek daha neler var? İnsanız,bin türlü bahaneler var. Cennet-i Âlâ`da şahaneler var, Sizden başka onu bulan yok anne.
Boşa yağdırmadım başa kışları. İçime akıttım kanlı yaşları. Yanyana dizili kabir taşları, Ne yazık,ölenle ölen yok anne.
Sen benim gönlümde gerçek erendin. Kurumuş bahçede yediverendin. Varını yoğunu ele verendin, Bu fani dünyada kalan yok anne.
Eyvah ! Kıymetini yeni anladım. Acıyı tattıkça seni anladım. Bağrına bastığın beni anladım, Sevgiyi kaybedip bulan yok anne. Yok anne...Anne..Anneciğim. Esat Anık
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #11 : 27 Ağustos 2006, 12:53:11 Paz » |
|
Anne Hakkın ödeşilmez eşin bulunmaz Beni ak sütünle besledin ANNE Şefkatin bir şeyle satın alınmaz Kulağıma ninni söyledin ANNE
Ne kadar tetlıydı gel yavrum derken Seyrederdi mışıl mışıl uyurken Elinde avcunda hiç bir şey yokken Giydirdin kuşattın süsledin ANNE
Bu gece rüyamda yaktın özümü Şahballı’yım tutamadım sözümü Okşadın saçımı öptün yüzümü Başımı göğsüne yasladın ANNE Şair : Hilmi Şahballı
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 27 Ağustos 2006, 12:53:50 Paz Gönderen: _çerkez_ »
|
Moderatöre Bildir
Logged
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #12 : 27 Ağustos 2006, 12:55:15 Paz » |
|
ANAM
Gül yüzlü anam
Gözleri ışıl ışıl
Yüreği sevgi dolu anam
Taş yüreklim, ak yazmalım
Damarımýın kanı, kemiğimin eti anam.
Bilirim beni düşündüğünü
Bilirim kalbinin benim için attığını
Ve saçlarını benim uğrumda ağarttığını
Gece demeden, gündüz demeden
Kundakladın, giydirdin, yedirdin, yıbayan
Canından bir parçaymış gibi baktın
Ve bu yaşa getirdin
Hakkını nasıl öderim bilemem
Adını gökyüzüne yıldızlarla da yazsam
Yine emeğinin karşılığı olamaz...
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #13 : 27 Ağustos 2006, 16:23:09 Paz » |
|
Aney
Bu akşam aklıma yine sen geldin Dersi bıraktım çalışamadım. Saat 1'e geliyordu Aney, yatamadım Uyku gözüme girmedi Sen bu saatlerde benim beşiğimi sallardın Uykunu harab ederdin benim için Ağladığım zaman, sancılandığım zaman Kalkardın, süt verirdin, nane kaynatırdın Aney, canım aney, kurban aney Hayalin önümde şimdi anıt gibi durur Sen şimdi leğenin başına oturmuş, hamur yoğuruyorsun Yarın ekmek yapacaksın, akşama kadar Gözlerin tezek dumanından yaşaracak Alnında ter bulgur bulgur kabaracak Sıcak bazlamalar yapacaksın. Ben orda yokum ağlayacaksın Ağlama Aney ağlama, gündür bu, nasıl olsa geçer İnsan insana tez kavuşur. Ben sizi hiç unutmadım, hiç unutmayacağım Ben okuyorum Aney okuyorum mühendis olacağım Sana yeni yeni avizeler alacağım Dedim ya okuyorum mühendis olacağım Mektubunda diyorsun ki; bu gece çiğ köfte yaptık Lokmalar boğazımdan geçmedi Her sofraya oturuşumuzda senin yokluğun belli oluyor Biliyorum Aney biliyorum, Senin kalbin ipek gibidir İncedir, yufkadır, benim yokluğuma dayanamazsın Özledim diyorsun benim için. Ben de özledim seni Babamı da, bacımı da, gardaşlarımı da Karayazılı memleketimi de Hepinizi özledim, özledim ama gel gör ki Kader bu elvermiyor, ne yapacaksın Rıdvaniye'de sela şimdi Sisleri perde perde dağıtan bir ses Sonsuzda Allah'a ulaşan bir yankı Bir ezan sesiyle uyanır insanlar, yorgun gecede Uyanır herkes Köyden şehire saman taşıyan Deve kervanları gelir bu saatte Çıngırak sesleri geceyle gündüzü birleştirir Sabah olur, babam erkenden işe gider Aney evimiz yine o yokuşta mı? Dar sokaklar, taş duvarlar arkasında mı? Eskisi gibi yıkık dökük mü gene? Ah! Aney Ah! unuttum inan evimizin şeklini O ev denen köstebek yuvalarını Kerpiç damları, kuyu suyunu, sıra gecelerini, Bağ yapılarını... Yağmur dualarının anılarını yitirdim Hele sen buraya bir gel de gör Sonsuza uzayan gökdelenleri, sıra sıra taksileri Geceleri renk renk ışıkları, denizde vapurları Balıkçıları, kızları, erkekleri, insan selini Ama benim hiç birinde gözüm yok Ne kızlarında, ne taksilerinde, ne de gökdelenlerinde Benim aklım sizde ve memleketimde... Ben okuyorum Aney, okuyacağım, Göreceksin bak mühendis olacağım. Bizim orda, Ezo gelin, türkü türkü uzanır Düğünlerde davullar vurulur Zılgıtlar çalınır, lorke, delilo oynanır Böylesine gitar denen çalgıyla Sabahlara kadar ye ye ye diye bağırmazlar Değil mi Aney Hani yaz geldi mi, evimizin o küçücük penceresine Bir çift yusuf tutan kuşu konar ya, Hani asmamız üzüm tutar, sumaklar sakızlanır İnsanlar çalışır, harıl harıl kış için Güneş yandırır o kavruk yüzlerini Hani sen elinde sıtıl, suya gidersin İşte o zaman geleceğim, bekle beni... Ah Aney daha neler var neler sana yazamadığım Mektubumu burada bitirirken, Beni büyüten ellerinden, binlerce kere öperim Canım Aney, Kurban Aney, Can Aney.......
Mehmet Atilla Maraş
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #14 : 28 Ağustos 2006, 12:18:09 Pzt » |
|
Teşşekürler !!!....
|
|
| | |