30 Ağustos 2008, 11:59:33 Cts *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
9- Mesajlarda öğretici veya örnek gösterici image'ler dışında image kullanılamaz. Imzalara image eklenemez.
 
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu BaşlığıKonu: Atatürk'ün Çocukluğu - 4
Cevap SayısıCevap Sayısı: 3 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 3852 defa
Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen *Konu: Atatürk'ün Çocukluğu - 4  (Okunma Sayısı 3852 defa)
Konuya Cevap Yazanlar : a*m*a*t*x(3) Serdar48(1)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ÜYE BILGILERI Serdar48
Yeni Üye
*
Şehir: Afyon
Burcunuz: Koç
CINSIYET Cinsiyet: Bay
NERDEN Nerden: Türkiye
KAYIT TARIHI Kayit tarihi 24 Ağustos 2007, 21:25:22 Cum
MESAJ SAYISI Mesaj Sayısı: 32
IRTIBAT GÜCÜ REP 18
ILETISIM
Üyelik Bilgileri Offline Offline
« : 16 Eylül 2007, 15:38:42 Paz »


bazı Günler Mustafa  Makbule’yi   Bakla Tarlasında Yalnız Bırakıp Çevrede Gezmeye Çıkıyordu. Bir Gün  Mustafa  Gezerken  Bir Kaval Sesi Duydu. Bu Kavalı Kimin Çaldığını Merak Edip Kaval Sesinin Geldiği Tarafa Doğru Yürüdü. Biraz Gidince Baktı İlerdeki Bir Ağacın Altında On Yaşlarında Bir Çoban Kaval Çalıyor, Etrafında Da Koyunlar Otluyordu. Mustafa Bu Çocuğun Kavalıyla Yarattığı Sihirli Dünyasını Bozmak İstemedi. “ Varsın Çalsın Garip “ Diye Düşündü.        “ Ben De O Kaval Çalmayı Bırakıncaya Kadar Burada Oturur, Beklerim. “ Aradan Yarım Saat Geçti. Çocuk,  Türküler, Oyun Havaları Çaldıktan Sonra Kavalını Ağaca Yasladı Ve Azık Torbasını Açıp Yanında Getirdiği Yiyecekleri Yemeye Başladı. Mustafa Oturduğu Yerden Kalktı, Çocuğun Yanına Doğru Yürümeye Başladı. Karşıdan Birisinin Gelmekte Olduğunu Otların Hışırtısından Duyan Çocuk Başını Kaldırdı. Geleni Tanımıyordu. “ Acaba Kim Ki? “ Diye Düşündü. Mustafa Çocuğun Yanına Gelince Gülümseyerek:

“ Merhaba Arkadaş, Afiyet Olsun “ Dedi. “ Benim Adım Mustafa. İzin Verirsen Yanına Oturmak İstiyorum. “

çoban Çocuk:

“ Tabii Gel Gel, Buyur Şöyle “ Dedi. “ Hem Bak Acıktıysan Hiç Çekinme Ye Bir Şeyler Karnını Doyur. Yemezsen, Darılırım. “

mustafa Çocuğun Yanına Oturdu. Sessizce İkisi Birlikte Yemeklerini Yediler. Daha Sonra Mustafa: “ Arkadaş, Çok Güzel Kaval Çalıyorsun. Kendi Kendine Mi Öğrendin Yoksa Bir Öğreten Mi Oldu? “ Diye Sordu.

çoban Çocuk:

“ Köylük Yerde Böyle Eften Püften İşleri Öğreten Olmaz  “ Dedi. “ Benim Dedem De Çoban, Babam Da Çoban, Eh, Ben De Çoban. Beş Yaşına Bastığımda Babam, Haydi Bakalım Ali, Al Güt Şu Koyunları,  Deyip On Tane Koyun Verdi Bana. O Günden Bu Yana Çoban Olup Çıktık İşte. Dedemi, Babamı Kaval Çalarken Dinledimdi. Bir Gün Canım Sıkıldı, Bu Kavalı Yaptım. Öyle Böyle Derken Öğrendim Çalmasını. Güzel Çaldığımı Az Önce Sen Dediydin. Sağ Olasın. “

“ Peki Arkadaş, Çoban Olarak Yaşamını Sürdüreceğini Söylüyorsun. Tabiatla İç İçesin, Koyunlarını Güdüyorsun, Dilediğince Kavalını Çalıyorsun. İşine Pek Karışan Olmaz. Özgürsün, Belki Mutlusun Da. Fakat, Senden Öncekilerden Gördüğün, Onların Yaşadığı Yaşam Tarzının Dışına Çıkarak, Dışarıya Taşarak, Daha Aktif Bir Hayat Yaşamayı Arzulamaz Mısın? Kendine Bir Hedef Seçersin Ve Hedefine Varmak İçin Yeterli Bilgiyi Öğrenmeye Okula Gidersin. Bu Ön Bilgiyi Öğrendikçe, Öğrendiklerinin Işığında Fikirlerini Geliştirirsin. Eğer İsterse Kişi Vatanına, Milletine Faydalı Olabilecek Pek Çok İş Başarır. “

“ Ne Yalan Söyleyeyim, Söylediklerinin Bazı Yerlerini Tam Olarak Anlayamadıysam Da Çoğunu Anladım. İyi Güzel Diyorsun Da Bizim Köyde Okul Yok Ki. Şehirdeki Okula Gitmeye Kalksam, Hiç Tanıdığımız Yok Orada, Kalacak Yerim Yok  Zaten Babamlar Bırakmazlar Gideyim. Belki Onlar Da İsterler Ali Amir-memur Olsun Ama Şu Gördüğün Koyunların Başına Bir Çoban Lazım. Zaten Herkes Amir-memur Olsa, Çobanlığı Kim Yapacak? Boş Ver Beni Be, Düşünme Beni Be, Bırak Ben Çoban Kalayım. Sen Asıl Kendinden Haber Ver, Buralarda Kimlere Misafir Geldin Ki? Hem Senin Geldiğin Şehir Büyük Mü? Sizin Okulda Çok Çocuk Var Mı Okula Giden? “

“ Bak Arkadaş, Hayatta İnsanın Eline Birtakım Fırsatlar Geçer. Önemli Olan Ele Geçen Bu Fırsatları En İyi Şekilde Değerlendirebilmektir. Bunun İçin De Gayret Gereklidir. Eğer Biz Seçtiğimiz Hedefe Ulaşmak İçin Yeterli Gayreti Göstermezsek, Zaman İçinde, Hedefimize Gittikçe Yaklaştığımızı Değil, Bilakis Hedefimizden Giderek Uzaklaştığımızı Fark Ederiz. Kimsenin Kimseye Zorla Meslek Seçtirmesine Taraftar Değilim. Severek Yapılmayan Bir İş, Bir Uğraş, Kişiye Hayatı Anlamsız Kılar. Böyle Biri De, Eğer Çıkış Yolu Bulamazsa Yani Hayatını Anlamsızlıktan Kurtaramazsa  Vatanına, Milletine Gerektiği Şekilde Faydalı Olamaz. Şimdi Arkadaş, Sen Şehirdeki Okula Gitmeye Kalksan Orada Yatılı Bir Okula Girerdin Ve Kalacak Yer Diye Bir Sorunun Olmazdı. Az Önceki Sözlerinden Bunun İçin Birtakım Engeller Çıkabileceğinden Çekindiğini Anladım. Ayrıca Da, Senin Buradaki Yaşantından Pek Şikayetçi Olmadığını Fark Ettim. Fakat, Okuma-yazma İsteği İle Yanıp Tutuştuğun Belli. Benim Okuduğum Okulda Okuyan Çocukları Merak Etmen Bunu Gösteriyor. Ben,  Annem Ve Kız Kardeşimle Birlikte  Selanik’ten  Dayım  Hüseyin Ağa’nın  Yanına Geldik. Kız Kardeşimle Birlikte Dayımın Bakla Tarlasında Bekçilik Yapıyoruz. Fırsat Buldukça Çevrede Gezintiye Çıkıyorum. İşte Böyle Bir Gezinti Anında Seni Gördüm, Yanına Geldim, Oturduk, Konuşuyoruz. İki Ay Kadar Dayımın Çiftliğinde Kalacağız. Yani İki Ay Seninle Bir Arada Olabiliriz Demek İstiyorum. Arkadaş, Eğer İstersen Sana Okuma-yazma Öğretmek İstiyorum. Biz Buradan Giderken Sen Okuma-yazma Öğrenmiş Olursun Ve Sana Bırakacağım Ders Kitaplarını Okuyup İyice Öğrenirsin. Bu Arada Boş Durmayıp Arkadaşlarına Da Okuma-yazma Öğretmek İçin Çaba Sarf Edersin. Yakın Bir Gelecekte Sizin Köyün Öğretmeni Olursun. Ne Dersin Arkadaş, İster Misin Okuma-yazma Öğrenmek? “

“ Tabii Ki,  İsterim İstemesine De,  Becerebilir Miyim Dersin Okuma-yazma Öğrenmeyi? “

“ Becerirsin, Becerirsin. Sen İstedikten, Biraz Da Gayret Gösterdikten Sonra Başarılı Olmaman İçin Hiçbir Neden Göremiyorum. “

mustafa  Daha Sonra Konuşmasının Bir Bölümünde  Selanik’te  Şemsi Efendi’nin İlkokulunda Okuduğunu Fakat Babası Ali Rıza Efendi’nin Ölümü Üzerine, Annesi Ve Kız Kardeşiyle Dayısının Yanına Geldiklerini Anlattı. İlkokulu Bitirdikten Sonraki Amacının Askeri Rüşdiye’nin  İmtihanlarını Kazanarak Oraya Girmek, Rüşdiye’yi  Bitirdikten Sonra Yüksek Öğrenimine Devam Ederek Sonunda  Subay  Olmak Olduğunu Belirtti. Mustafa İle Ali  Bir Süre Daha  Konuşmalarına Devam Ettiler Ve Yarın  Aynı Yerde Buluşmak Üzere Birbirlerinden Ayrıldılar. Mustafa Fırsat Buldukça Çoban Ali İle Bir Araya Geldi; Ona Okuma-yazma Öğretebilmek İçin Çırpınıp Durdu. Mustafa’nın Bu İyi Niyetli Çabaları Boşa Gitmedi. Bir Süre Sonra Ali, Okuma-yazma Öğrenmeye Muvaffak Oldu. Aradan Birkaç Hafta Geçtikten Sonra  Mustafa:

“ Arkadaş, Annem Beni Selanik’e  Teyzemin Yanına Gönderiyor. Yarın Gidiyorum. Selanik’te Okumaya Devam Edeceğim. İşte Ders Kitaplarımı Getirdim. İlk Tanıştığımız Günkü Konuştuklarımızı Unutmadın Sanırım. Bu Kitapları İyice Oku, Öğren. Fakat, Öğrendiklerin Sende Kalmasın. Öğrendiklerini Arkadaşlarına Da Öğret, Onlara Da Okuma-yazma Öğret. Bir Ülkede Cahiller Ne Kadar Çoksa, O Ülke, O Kadar Geri Kalmış Demektir. Ülkemizin Medeni Milletler Seviyesine Erişebilmesi, Her Ferdin, Üzerine Düşen Görevi Yapmasıyla Gerçekleşir. Sadece Ben Okuma-yazma Biliyorum, Ben Bilgiliyim Demekle Olmaz. Başkalarına Da Okuma-yazma Öğretmedikçe, Eğitmedikçe, Bilgilendirmedikçe Görevin Tamamlanmış Sayılmaz, Yarım Kalır. Bunu Sakın Aklından Çıkarma. En Güzel Günler Senin Olsun Arkadaş, Hoşça Kal…”  Dedi Ve Elini Uzattı. Çoban Ali, Kendisine Uzatılan Dost Eli Sevgiyle Sıktıktan Sonra:

“ Seni Subay Olmuş Yürürken Görür Gibi Oluyorum, Mustafa. İnşallah Vatana, Millete Yararlı Olursun. Mustafa Adını Hiç Unutmayacağım, Sen De, Çoban Ali Adını Unutma. Subay Olunca Fırsat Bulursan Gel Gör Beni, Ben Hep Buralardayım, Olur Mu Mustafa? “  Derken, Göz Pınarlarından Akan Yaşları Silmek Gereğini Duymuyordu.

son

yazan: Serdar Yıldırım
okuyanlara  Teşekkür Ederim. Mesaj Yazan Eller Dert Görmesin.
Logged
ÜYE BILGILERI a*m*a*t*x
Yeni Üye
*

CINSIYET Cinsiyet: Bay
NERDEN Nerden: masadağı çankaya sit.antkoop
KAYIT TARIHI Kayit tarihi 21 Kasım 2007, 21:01:38 Çrş
MESAJ SAYISI Mesaj Sayısı: 5
IRTIBAT GÜCÜ REP 0
ILETISIM
Üyelik Bilgileri Offline Offline
« Yanıtla #1 : 21 Kasım 2007, 21:33:38 Çrş »

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK YILLARI


Mustafa okula başlama çağına gelince, geleneklere bağlı annesiyle modern düşünceli babası arasında bir çatışma olur. Zübeyde Hanım, küçük Mustafa'nın, ilâhiyle Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebine, Ali Rıza Efendi ise modern öğretimde bulunan Şemsi Efendi'nin özel okuluna gitmesini ister. Sonunda Ali Rıza Efendi, bir çıkar yol bulur: Küçük Mustafa, ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selânik'te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa'nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu.

Küçük Mustafa, bu okulda okurken babasını kaybetmiştir. Bu sıralarda isimleri Makbule ve Naciye olmak üzere kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunuyordu. Babaları öldüğü zaman küçük Mustafa yedi, Makbule bir yaşını henüz doldurmuştu; Naciye ise kırk günlüktü. Bu en küçük kardeşleri genç kız iken Selânik'te vefat etmiştir.

1888 yılında Ali Rıza Efendi'nin ölmesi üzerine, yedi-sekiz yaşlarında yetim kalan küçük Mustafa'nın büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk bayanı Zübeyde Hanım'a düştü. Bunun üzerine, Zübeyde Hanım, üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi'nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa'nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat çok geçmeden Selânik'e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÖĞRENİM HAYATI


Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu'ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi'nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.

Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa'larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi'ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.

Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi'ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun oldu. Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı.
Logged
ÜYE BILGILERI a*m*a*t*x
Yeni Üye
*

CINSIYET Cinsiyet: Bay
NERDEN Nerden: masadağı çankaya sit.antkoop
KAYIT TARIHI Kayit tarihi 21 Kasım 2007, 21:01:38 Çrş
MESAJ SAYISI Mesaj Sayısı: 5
IRTIBAT GÜCÜ REP 0
ILETISIM
Üyelik Bilgileri Offline Offline
« Yanıtla #2 : 21 Kasım 2007, 21:35:59 Çrş »

O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.
- Söyle niçin ağlıyorsun?
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.

Logged
ÜYE BILGILERI a*m*a*t*x
Yeni Üye
*

CINSIYET Cinsiyet: Bay
NERDEN Nerden: masadağı çankaya sit.antkoop
KAYIT TARIHI Kayit tarihi 21 Kasım 2007, 21:01:38 Çrş
MESAJ SAYISI Mesaj Sayısı: 5
IRTIBAT GÜCÜ REP 0
ILETISIM
Üyelik Bilgileri Offline Offline
« Yanıtla #3 : 21 Kasım 2007, 21:37:01 Çrş »

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK YILLARI


Mustafa okula başlama çağına gelince, geleneklere bağlı annesiyle modern düşünceli babası arasında bir çatışma olur. Zübeyde Hanım, küçük Mustafa'nın, ilâhiyle Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebine, Ali Rıza Efendi ise modern öğretimde bulunan Şemsi Efendi'nin özel okuluna gitmesini ister. Sonunda Ali Rıza Efendi, bir çıkar yol bulur: Küçük Mustafa, ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selânik'te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa'nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu.

Küçük Mustafa, bu okulda okurken babasını kaybetmiştir. Bu sıralarda isimleri Makbule ve Naciye olmak üzere kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunuyordu. Babaları öldüğü zaman küçük Mustafa yedi, Makbule bir yaşını henüz doldurmuştu; Naciye ise kırk günlüktü. Bu en küçük kardeşleri genç kız iken Selânik'te vefat etmiştir.

1888 yılında Ali Rıza Efendi'nin ölmesi üzerine, yedi-sekiz yaşlarında yetim kalan küçük Mustafa'nın büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk bayanı Zübeyde Hanım'a düştü. Bunun üzerine, Zübeyde Hanım, üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi'nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa'nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat çok geçmeden Selânik'e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÖĞRENİM HAYATI


Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu'ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi'nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.

Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa'larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi'ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.

Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi'ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun oldu. Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı.

Atatürk'ün gömüleceği yer ve toprak:
O'nun kabri Ankara'da olacaktır. Fakat bu şehrin neresinde? Çünkü O' nun en son kuvvetli isteği bir an önce Ankara'ya dönebilmekti. Biri Büyük Millet Meclisi'nden İstasyon'a inen cadde üzerindeki yuvarlak yer, diğeri Çankaya'daki yeni köşkün mermer havuzu. Bu yerler şu nedenle konuşulmuştur:
Bir akşam Atatürk'ün etrafında toplananlar arasında, O'nun ölümlü oluşu üzerinde durulmuş ve özellikle kendisi 1926 suikast girişiminden sonra söylediği cümleyi tekrar etmişti. "Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." dedikten sonra "Milletim beni istediği yerde yatırsın, yeter ki beni unutmasın," demişti. Meclisin altındaki yuvarlak yeri ortaya atan kişiye ise, "iyi ve kalabalık bir yer, fakat ben böyle bir arzumu milletime vasiyet edemem". Ancak, gene o akşam ileri sürülen bir fikrin kendisini çok duygulandırdığını, bugün bile hatırlıyorum.
Memleketin bütün sınır boylarından getirilecek toprak üzerinde yatmak. Recep Peker, hararetle bu fikrin sembolik savunmasını yapmıştı.

Atatürk, böyle bir fikrin uygulanmasından ancak, ölümlü vücudu için hoşlanacağını ve gurur duyacağını anlatırken bana bakarak: "Bunu unutma!" demişti.

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Bu Sayfa 0.103 Saniyede 26 Sorgu ile Oluşturuldu