|
 |
« : 18 Haziran 2006, 02:53:45 Paz » |
|
İslâm târihinin ilk yıllarında Medîne-i Münevvere'de bâzı fakirlerin kapılarına meçhul bir kimse her sabah bir çuval erzak bırakmaktaydı. Bir sabah o fakirler uyandıklarında baktılar ki, kapılarına erzak konmamış. Sebebini merak ederlerken o esnada içli bir sâla sesi duyuldu ve Medîne-i Münevvere Hazret-i Alî -radıyallâhu anh-'ın torunu Zeynel Âbidîn Hazretlerinin vefatı ile çalkalandı. Herkes derin bir mateme büründü. Bu peygamber evlâdına karşı son vazîfeler îtinâ ile yapılmaya başlandı. Sıra mübarek nâşının yıkanmasına geldiğinde bu şerefli vazîfeyi yapacak olan zât, mevtanın sırtında içi su toplamış büyükçe yaralar görünce şaşırdı. Sebebini anlayamadı. Yakınlarına sorduğunda ise, ehl-i beytten orada bulunup bu sırra âşinâ olan bir kimse, şunları söyledi: "- Zeynel Âbidîn Hazretleri her sabah hazırladığı erzak çuvallarını sırtında taşıKüfür Yasak erkenden fakirlerin kapısına Küfür Yasakürür ve kimseye görünmeden geri dönerdi. Halk da bu çuvalları kimin bıraktığını bilmezdi. Sırtında gördüğünüz yaralar, işte o çuvalları taşımaktan ötürü oluşmuş yaralardır." KISSADAN HiSSE: Amellerini sırf Hak Teâlâ'nın rızâsı için yapanlar, onları, ifşası haram olan bir sır gibi halktan gizlemeye çalışırlar. Zîrâ Hakk'a ait olduğu hâlde halka arz edilen amellerde Allah'a Küfür Yasakürecek hiçbir fazîlet kalmaz. Çünkü onları ucub ve gurur başta olmak üzere binbir türlü nefsâniyet kaplar. Dolayısıyla Hak yolunda yapılan her salih amel, «Fânîler değil, Bakî olan bilsin!» düşüncesiyle olursa makbuldür ve böyle fiillerin ecir ve mükâfatlarını yazmaya ne kalemler kâfî gelir, ne de mürekkep yetişir. Samîmî ve fedakâr hizmetlerle Allah'ın kullarını memnun etmeye gayretli olurken nefsini değil, Hakk'ı razı edebilen isimsiz ve gerçek kahramanlara ne mutlu!
|