|
 |
« Yanıtla #195 : 07 Ağustos 2006, 11:59:49 Pzt » |
|
Pişman mısın öğrettiğine?
Kaç kez daha kimlik değiştirecek yalnızlığın? Sebepsiz gelen gözyaşlarıyla geçirdiğin yaşamın kaç kez daha teslim edecek kendini umutsuzluğa? Yarın çok geçtir dediğin zamandan mı başlayayım anlatmaya, yoksa her şey gelecekte gizlidir dediğin andan mı, kararsız kaldım…
Tutarlılık zincirlerini giymedin hiç ayaklarına. Kolların kelepçeleri bile kırabilirdi yüreğindeki kırgınlıklarla. O kırgınlıklar ki, yalnız, buruk…. O kırgınlıklar ki çaresiz, acı, o kırgınlıklar ki, güçlü saldırgan…
Hadi şimdi kandırmayalım birbirimizi. Sen en çok yalnızlığını sevdin aslında. Aşkın acısını özlerken ve ruhunu başkasının ruhunun derinliklerinde ararken bile hep yalnızlıktı düşlediğin. Paylaştıkların diğerlerinin yalnızlığı oldu bir çırpıda. Belki de sen sadece yalnızlıkları paylaşabildin. Belki de sen paylaşmak nedir bilmiyorsun bile…
Sevdim dedin, terk ettin. Sevmemişim dedin, yanıldın. Aşktı evet aşktı dedin, kaçtın. Çıkabildiğin tek sokak kederlerinle yıkadığın yazıların oldu. Muma aşıktın sen, şaraba aşıktın. Okuduklarına aşıktın, yazdıklarına aşıktın. Kendine aşıktın…
Kaç kez kimlik değiştirecek yalnızlığın… Sebepsiz gözyaşlarıyla geçirdiğin yaşamın kaç kez teslim edecek kendini umutsuzluğa? Pencerenden giren ay ışığına bile yazabiliyorsun. Pencerenden giren ay ışığı senin özlemin, kederin, umutların… Yaşamın bu ışığa bağlı sanki. Ama tutkularını biriktirip üzerine adadığın bu ay ışığı bile benimle sevişme isteğini uyandırmıyor artık sende.
Hadi şimdi kandırmayalım kendimizi. Senin gözlerin benim gözlerime bakamıyor artık. En çok seni kırdığım zamanlarda hissettiğim ve sana anlatamadığım umutsuzluğum yanı başımda yatıyor kaç gündür senin yerine. Oysa kaç gün oldu, sen benimle yatmıyorsun bile... Yastığımın sabahki gözyaşlarını görebilseydin, anlardın beni belki. Ama sabahları kalktığın yere bile bakmıyorsun sen artık…. Sırf beni görmeyesin, acımayasın bana diye...Tüm suçluluk duygularından kaçmak için beni kullanıyorsun. Oysa tüm suçluluklarını benimle yaşamadın sen. Biz seninle suçlu bile olamadık… 'Yalvarmaların gereksiz' diyorsun. 'Değişmeyecek artık hiçbir şey' diyorsun… 'Anla beni' diyorsun. Seni anlarım anlamasına ama… Kolay mı çekip gitmek… Kolay mı bırakmak her şeyi başka bir şehirde… Kolay mı vazgeçmek güçlülüğümden, gerçek sandığım gururumdan ve gururumu onura etmek için sevdiğim tek kadından, senden vazgeçmek kolay mı?
Cevabını biliyorum aslında. 'Önemli olan zoru başarmaktır' diyeceksin. Her zaman olduğun gibi başın dik, yukarıdan yukarıdan bakacaksın gözlerime… Ve gözlerindeki nefrete yaklaşık garip bir çaresizlik, sakin, yapay bir veda ellerinde, gelip gideceksin … Bırakıp gidemeden, yine acıKüfür Yasak bana… Giden ben olayım diye, bekleyeceksin… Usul usul… Sabırla… Bırakmıyorum da gitmiyorum da… Bakalım bu kez ne yapacaksın… Sen git istiyorum bu kez de… Bu kez sen pes et istiyorum… Çok mu şey istiyorum? Bırakmıyorum da gitmiyorum da... Sadece bekliyorum, öğrettiğin gibi... Çünkü sabırlı olmayı senden öğrendim ben. Pişman mısın öğrettiğine?
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #196 : 07 Ağustos 2006, 12:01:46 Pzt » |
|
Canımdan Çektiğin Adını Benim İçin Saklar mısın?
--------------------------------------------------------------------------------
Canımdan Çektiğin Adını Benim İçin Saklar mısın?
Yüreğim bir ayraç misali takıldı bakışlarının arasına. Günlerden hangi cumartesiydi veya pazardı inan hatırlamıyorum. Anlamsız olduğum, sıkıldığım, boş boş etrafa bakındığım anlardan birinde avuç içlerimin arasına aldım sesini ve seni aradım. Yolculuklar neden daima alfabenin sonuna doğru başlar ki? İşte benimkisi de böyle bir yolculuktu. İlkin loş bir karanlıkta “merhaba” dediğim, sonrasında da adresini bilmediğim bir kapı aralığında söylediğim bir merhaba… Yüzünde küçücük çocukların kırılgan ifadesiyle aralık bir bakışta tutulmuştum gözlerine. Benim kadar derin bakıyordun. Öyle zamana borcun yoktu diğerleri gibi. Göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettirene kadar, içime doğru bakıyordun. İçim ne de çok ezildi gözlerimi kaçırdığım, başımı öne eğdiğim ve hatta ilk defa tenime dokunduğun zaman. Söylesem hangi izi taşırsın bedeninde benden kalan ve kim bilir hatırlar mısın sırılsıklam bedenine dokunduğum anda sana söylediklerimi? Canımdan çektiğin adını benim için saklar mısın? Saçlarım darmadağınık Oysa daha bu sabah senin için hazırlanmıştı her şey. Telefon defterine baktım, bir daha ve bir daha ve son bir defa. Seni aramak için sebepler yaratmaktan yorulan beynim sonunda uykuya verdi kendini. Aklım ve sen uykuya daldık. On altıncı boyuttaydık seninle. Buraya kadar gelmemize izin veren ikinci boyuttu. Sayende arada geçen zamanları algılama fırsatım bile olmamıştı. Çünkü her şey çok hızlı olmuştu. Oturdum… Elimdeki fincanda gittikçe soğuyan bir çayın ve vücuduna yavaş yavaş yayılan alkolün, az sonra bitecek hüznü yerleşmişti bakışlarımızın arasına. Sanırım ben, bir tek seni alamadım o bakışların isimsiz randevularına. Yapamadım… O resmin üzerime düşen gölgesinden sıyrılamadım. Hiç bilmeyecekti… Duymayacaktı... Yine kaldığı yerden alacaktı ellerini ellerine. Ama ben yine de yapamadım. Mevsim sancıları yine her zamanki gibi gri şehrin sokaklarında içimi acıtıyor. Eksiliyorum senden içeri, sana doğru. Hiç kendine boğulur mu insan? Mahkemede hem sanık hem tanık olur mu? Erteler mi arzunun dolaştığı bakışları gözlerinden? Terk eder mi o kırılgan titreyişi? Anlaşılmayacak biliyorum. Yine de seni satır aralarına gizliyorum, kimse bilmeden, kimse duymadan. Doğanın çam kokulu düşlerine emanet ediyorum o akşamı da. Işığın yerini küçücük ışıltılar almıştı hani. Neredeyse sana (d)okunacaktım.. Dedim ya günlerden hangi cumartesiydi ve belki hangi pazar, hatırlamıyorum. Artık ne önemi var ki!? Şimdi sana söyleyemediklerimi alıp yanıma gidiyorum. Arkamdan bakar mısın yoksa gelir misin düşünmek istemiyorum ve yine her zamanki ve hiç bilmediğin gibi “sana” yalan söylüyorum. Canımdan çektiğin adını benim için saklar mısın?
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #197 : 07 Ağustos 2006, 12:03:03 Pzt » |
|
Sevme beni, seni seviyorum…
Ben’li cümleler kurma… Yazılarına düşmesin karanlığım… İçimdesin kanıyorum… Beyaz sayfalarına bulaşmasın kirli kanım… Sevdim seni… Kendime bile itiraf etmekten korkacak kadar sevdim… Bu yüzdendi senli cümlelerimi en derinime hapsedişim… Bu yüzdendi uzanan elini görmezden gelişlerim… Bu yüzdendi “gel” deyişlerini duymamazlık edişlerim…
Sevdim seni… Nedensiz, beklentisiz, gerekçesiz, tanımsız… Sevdikçe korktum kendimden… Sevdikçe uzaklaştım senden… Yeni hayaller, yeni düşler kuramayacak kadar yorgunum… Sevme beni, benim bezmişliğim değmesin sıcacık yüreğine…
Sevme beni, korkuyorum… Alışık değilim bana dair yazılar yazılmasına… Bugüne kadar hep bendim içini döken beyaz sayfalara başkaları adına… Hep bendim satır satır kanayan… Simdi senin satir aralarında kendi adimi hecelemek hiç görmemem gereken mavi bir düşü anımsatmakta… Bu düşe dalmak istemiyorum… Çünkü biliyorum, her düş karabasana dönüşmeye mahkum… Biliyorum her düş apansız bir uyanışla son bulmakta… Bu düşe dalmak istemiyorum, bu düşten uyanmak istemediğim için…
Sevme beni, korkuyorum… Bu ruh, bu yürek alışık değil yaralarının sarılmaya çalışılmasına… Ömrümce içimi cam kesikleriyle lime lime edenlere koştum ben… Benden beni çalıp geri vermeyenlere uzandı ellerim yıllarca… Hep bekleyendim, hiç olmadı bekleyenim… Şimdi ne olursa olsun bekleyenim olacaksın biliyorum ama inanamıyorum… Bilip de inanmamanın nasıl olduğunu sorma bana… Yine, ben anlatmasam da beni anlamana sığınıyorum…
Sevme beni, korkuyorum… O kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevdim ki insanları ve o kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevilmeyi bekledim ki, artık yitirdim inancımı… Artık onlardan biri olmak için kendime rağmen kendimle cebelleşirken çıktın karşıma… Sevme beni, kendime geri dönmemeliyim…
Sevme beni, korkuyorum… Korkumdan yazmadım sana bunca zaman… Korkumdan içimdesin… Ben’li cümleler olmasın satırlarında….Okuyunca içim içime sığmıyor… Yansımamı sende görmek yüreğimi yakıyor… Sen yazdıkça, çok eskide kalan bir masal belli belirsiz benliğime süzülüyor…
Sevme beni, korkuyorum… Simdi zamansızlıklarımda boğuluyorum… Gereksiz meşguliyetler yarattım dünyevi istekler adına… Kaçışımı kolaylaştırsın diye önemli insan rollerine büründüm ahmakça… Kendimi kandırıp, kendimden kaçıp kaybolmanın, yok olmanın, hiç olmanın derdindeyim… “Ben” olarak tutunamıyorum…
Sevme beni, korkuyorum…
Sevme beni, “Beni sevme” derken içimi parçalıyorum, içime kanıyorum…
Sevme beni, hak etmiyorum…
Sevme beni, seni seviyorum…
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #198 : 07 Ağustos 2006, 12:04:35 Pzt » |
|
ya hulya yazma artik sunlari lütfen o kdar kotu oldumki yemin ederim agliyorum ben yay burcuyum ve butun ozellilerini tasiyorum yeter artik lütfen yazma.
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #199 : 07 Ağustos 2006, 12:05:02 Pzt » |
|
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #200 : 07 Ağustos 2006, 12:07:51 Pzt » |
|
Merhabalar zor artık ....
Aslında bütün suç benim... Hayaller kurmaktan vazgeçmeyen,masum bir ruh var ki bende...inatçı insanlara güvenmek,inanmak konusunda inatçı...suçlu ruhum,asıl suçlu benim...
Aşkmışşşşşşşş........ aşkkkkkkkk.. varmış.... Bende bir körlük sorunu olsa gerek...Hani nerde? Ben sen aşksın sanmıştım...
Merhabalar ne kadar kolaysa elvedalar o kadar zor...Benim merhabalarım da zordu bu yüzden.Sana kadar.... Geriye dönüş zamanıdır şimdi.zoru başarıp elveda demeliyim!
El-ve-da!!!!
Sonra merhabalarım zor olmalı yine,çünkü acı çekmek zevkim olmaya başlıyor...Kaldığı kadarını kurtarmalıyım kendimin...
Hayatmış tuzakları kuran.Koca bir YALAN...Esas tuzakçı bizleriz...Sevmesek tuzakları nasıl olur da belki doğrudur diye aşkkk sandıklarımıza eyvallah çekeriz...
Bir yanılgı daha işte.Söylerken acısa da içim söyleyeceğim...Sevmiyorum seni....bu da yalan... Ama ağlaya ağlaya vazgeçeceğim.Hiç bilme istiyorum...Bilmeyeceksin. bunu hiç hak etmedin....
Tekrar karşılaşacağız,arkadaşım kalmak zorundasın hiç bilinmesin aşkım diye...Başka bir yanılgı hali... Artık her merhabam daha zor...Her adımım geriye...Bir daha beni acıtma diye...
Şimdi alarak kendimi senden,bana dönüyorum...İnan bana merhabalarım zor olacak artık...Aşka inansam da kendisiyle küsüm... küslüğüm sana dair....
Yalanlara dolanmışım... Aşk diye boş boş dolanmışım... bir vardım bir yok oldum şimdi çizili hayallere aldanmışım...
git sevdiğim sevemediğim sevilemediğim... git de doğsun ay bu geceye... Bir daha sevmem demeyeceğim aşka inat olsun diye...
kusurlarına kadar sevmiştim en büyük kusurum oldun.... şimdi ben derinlerde çığlık çığlığa.... susarak,avaz avaz... seni sileceğim...
birileri hep sever birilerini ben birisi olamadım... şimdi sadece benim... yalnızlıkla sarmaş dolaş bu gece gideceğim...
Hep birileri sever birilerini...ve bilinir ki o birileri hiç sevmedi kendisini seven birilerini.......
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #201 : 07 Ağustos 2006, 12:10:45 Pzt » |
|
Özlemeyi Özle ...
Olması gerektiğinden biraz daha ağırım şimdi. Biraz daha yağmurda ıslanmış, üşümüş gibi. Yorgun ve garip olan bu akşamda döküyorum bu kağıda yalnızca sana kalan son sözlerimi. Bir daha asla konuşmayacağım seninle. Umarım gelirsin, umarım anlarsın yaptığın hatayı. Amacım seni süründürmek değil, yaptığın hatayı bir daha yapmamanı sağlamak. Benim defterim kapanmıştır çünkü artık. Bir kez daha açılması mümkün değildir. Herkese büründüğüm o maskeyle senin de karşına çıkmam çok da zor değil inan. Çevremde beni seven herkese ben üzülmüyorum iyiyim numarası yaparken, hiç tanıyamadığım sana mı yapamayacağımı zannediyorsun. Açta kulağını iyi dinle o zaman. Pişman olacaksın. Pişman olacaksın beni bu kadar üzdüğüne. Belki benim yüzümden değil, ama türlü sebeplerden pişman olacaksın. Çünkü sen busun. Bunu hep yapacaksın. Hep kontrollü yaklaşacaksın, hep kontrollü seveceksin.
Aşk ne demek bilmeyeceksin hiçbir zaman. Hissetmeyeceksin o risk alıcı duyguyu. Aşk, tüm riskleri göze alabilmektir. Aşk, düşü gerçekte,gerçeği de düşte yaşayabilmektir. Aşk, yakaladığın anda kaybetmekten korktuğun tek şeydir. Seni, kaybetmek duygusu bile derinden yaralarken, onun için her fedakarlığı yapabilmektir aşk. Aslında formülü basittir. Bir oyundur, bir stratejidir. Ne bulunduğun yerde ol, ne de olduğun yerde bulun. Tek olay bu. Bunu yapabildiğin an, aşkın güzellikleriyle tanışır hislerin. Aşkın güzelliğiyle yeniden doğarsın sanki. Yüzüne gülümseme yayılır, hiç kapatamazsın ki ağzını. Ağzını açık tuttuğunda aşkın her damlasını daha fazla içine çekmiş zannedersin kendini. Daha fazla senin gibiymiş gibi.
Ama aşkı formülüne göre oynamazsan, benim gibi olursun işte o zaman. Benim gibi boynu bükük, yazı yazma peşinde koşan bir yazar olursun yalnızca. Aşkı bucak bucak arayan, bulduğu anda da kaybetmeye meyilli bir yazar. Onun için aşkım; özlemeyi özle her zaman ve özlen özlenebildiğin kadar… Bundan sonra sana söyleyebileceğim tek cümle, bir insanın değerini yalnızca karşıdaki insan belirler ve değersizmişsin ama çok değer vermişim… __________________ alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #202 : 07 Ağustos 2006, 12:12:32 Pzt » |
|
Aylar Sonra Bugün ....
Şu an bir sonbahar akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana kapıldığımdan beri gözüme uyku girmedi… aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın, o da sensin. Mucizelere artık inanıyor muyum ?? İşte bunu bilmiyorum … Ağlıyorum şu saat, unutma beni tek ağlatan sensin hiç kimse ve hiçbir şey başaramamıştı bunu . Uyutmayan, hayatı zindan eden de sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su, ne dostlarım, Ne işim, ne İzmir ….. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, nefesim sensin, Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, toprağa düşen gülün sesini çizsin bir kağıda o zaman vazgeçerim senden. O zaman vazgeçerim anlıyor musun? Yani …! VAZGEÇMEM SENDEN, VAZGEÇEMEDİĞİM..
Hem ben seni kime vazgeçerim? …. Ben sana …….. , sonu olmasa dahi işte. Kalbim uçarsa o kelimelerin arasına okurken yakala onu, iyi bak incitme olur mu? Arkadaş et kendi kalbinle, dost olsunlar, aşık olsunlar birbirlerine, ölesiye hem de, sımsıkı sarılsınlar hiç bırakmasınlar birbirlerini, varsın ben onsuzda yaşarım, hala yaşayabiliyorsam içinde sen ve sensizlikten başka hiçbir şey olmayan bir kalple … Sevmesen de ; Kırmızı güllere ulaşmak isteyenler ayakları altında ezilen papatyaların farkına varamazlar. ve benim, Senin uğruna vazgeçmeyeceğim şey yoktu. Gururum hariç. Sağır olsaydım, bunu duymayayım diye, o gün hiç uyanmasaydım hatta ,. Gözlerim karardı hiç abartısız o an? Her şey senin istediğin gibi ve bir tek aşkımız ortak. Aylar sonra bugün yine tıpkı beni bıraktığın günkü gibi aynı şarkıyı açıp bir sigara yaktım.Bu kez yağmur yağıyordu dışarıda ve ben yine camın kenarında aylar sonra bugün bana yaşattığın o günkü acıyı duyumsadım içimde.Yağmur vardı dışarıda bu kez açık bıraktım pencereyi,bıraktım damlalar dilediğince ıslatsın beni ve kalemimden aylar sonra bugün yine senin için dökülen sözcükleri...Sigaramdan derin bir nefes çektim içime. Sen burada olsaydın Dışarının soğuğu buğulandırırdı arabanın camlarını. Ben ellerine uzanır tutardım, ufacık parmaklarından öperdim tek tek ,sen saçlarımı okşardın. Bak aylar geçti bebeğim hani o hiç ayrılmayacağımız günler vardı ya işte onlar hiç gelmedi! Günlerce,gecelerce bekledim,ne yağmurlar ne baharlar eskidi bekledim ama gelmedi!Aylar sonra bugün yine senin için bu satırları yazarken güneş açıverdi kapkaranlık gökyüzüne.O bizim aşkımızın üzerine hiç doğmayan güneş aylar sonra bugün yağmurların ortasına doğuverdi işte. Saate bakıyorum da yine sabah olmuş yine uyku yok … birazdan gökkuşağı da çıkar belki o benim sensizliğimin karanlığını aylardır aydınlatamayan gökkuşağı bu yağmurlu kış gününün karanlığını aydınlatabilir belki.Neden beni bırakıp gitmiştin sanki? Oysa daha söyleyecek öyle çok şeyim vardı ki sana içimdeki sonsuz aşkıma dair...
Hiç görmedin senin için akan göz yaşlarımı,hiç bilmedin seni düşünürken nasıl dalıp gittiğimi!Hiç hissetmedin çöl ortasında vadiyi özler gibi seni özlediğimi. Oysaki çok çabaladım , unutmaya çalıştım unutmadım ama olmadı işte ,
SEN UNUTAMADIĞIMSIN... VAZGEÇEMEDİĞİM gibi ….
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #203 : 07 Ağustos 2006, 12:16:11 Pzt » |
|
Tebrik ederim ...
Artık sensizliği umursamıyor muyum nedir? Geceleri hala aklıma geliyorsun ama ne hayallerimde nede rüyalarım da istemiyorum artık seni… Seni hatırlatan her anı, her şarkı, beraber gidilen her köşe başı bana boş ve manasız geliyor…. Kimdi bunlara her baktığında ağlayan? Yüreğinin kanamasından nefes alamayan… ben mi?
Ara sıra senden haberler geliyor, gözlerime bakarak anlatıyorlar. Acımı görmek için, bundan zevk almak için…. Onlara bakıyorum… anlattıkları sana deli gibi aşık olan bana değil ki… kime anlatıyorlar seni? Ben seninle vardım, ben sende kayboldum, ben sende yok oldum…. yerime gelen seninle ilgilenmiyor ki…. Ufak da olsa bir ipucu arıyorlar gözlerimin içinde…. Ama artık bulamazlar…. Kim seni sevdiyse o senin gidişinle öldü….
Yeni birisiyim artık ben… hiç bir şey acıtmıyor canımı… Seninle birlikte duygularım da gitti benim. Gözümden bir damla yaş akmıyor, kanayan bir yüreğim yok artık…
Bunun için mi girdin hayatıma…. Benden yeni bir ben yaratmak için mi? Eski ben bu dünyaya dayanamayacak kadar mı zavallıydı ki bir an önce yok edilmesi gerekiyordu? Görevin bu hayata devamımı sağlamak mıydı? Görevin beni yüreksiz bırakmak mıydı?
Umarım başarının zaferini yudum yudum içiyorsundur… Umarım aldığın yüreğimi tepe tepe kullanıyorsundur… nasıl olsa o hep senindi…
Yarattığın yeni ben’in artık ne sana ne bir yüreğe ihtiyacı var…. Tebrik ederim…
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #204 : 07 Ağustos 2006, 12:20:19 Pzt » |
|
Öylesine Bir Mektup
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara Küfür Yasakürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Can DÜNDAR __________________
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #205 : 07 Ağustos 2006, 12:21:53 Pzt » |
|
psikopatlıktır tek taraflı aşk...
canının acıyacağını bile bile kolunu mengeneye koyarmısın? kemiklerinin kırılmasını, çatırdısını duyacağından emin olarak? kolun iyice kırıldıktan sonra ve o kadar acının üzerine iliklerini görmeye hazırmısın? ses ve acıyla tatmin olduktan sonra görsel anlamda tavan yapmaya? veya iliğinden gelen kan kokusunun şiddetine?
tek taraflı aşk mengenedir. bazen kolunu koyarsın bazen bacağını. öyle bir kırar, öyle bir parçalara ayırır ki.. nereni koyduysan mutlak surette sakat kalıcaktır. hayatının sonuna kadar o hatırayla yaşarsın. hayatının belli dönemlerinde dejavular yaşarsın.. bazen acısını hissedersin, bazen görür gibi olursun, bazende kokusu aklından çıkmaz.
psikopatlıktır tek taraflı aşk...
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #206 : 07 Ağustos 2006, 12:23:40 Pzt » |
|
hiç bir şey
Kırgın düşlerimden uzak, kırgın kalbimi avutuyorum. Kimbilir kaç zaman geçti sensiz, sayamadığım... Senden uzak, sesinden uzak... Bir kez dokunamadığıma mı yansaydım sana, yoksa sesinden uzak kaldığıma mı, hangisi daha çok canımı yakıyordu...anlayamadım.
Yıllardır içimdeydin, belki de asırlardır... belki de doğmadan önce de biliyordum seni. Hep beklediğimdin sen, ama sana bunu anlatamadım...
Ben geldikçe, kaçanım oldun.. içini bilmediğim, yüreğini görmediğim sevdanın, kekremsi tadı oldun dilimde.. bıkmadan usanmadan sevgimi anlattığım, kağıtlar tükenip de kalemimin kırıldığı an da bile beni düşündüğünü umut ederek, yeniden yazmaya koyulduğum adını bile koyamadığım sevdam oldun.
Benim için çok şey oldun, ama ben senin için hiçbir şey oldum...
alıntı
|
Üzgünüm, İmzaları Görme Yetkiniz yok Kayıt yada Giriş Yap
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #207 : 07 Ağustos 2006, 12:30:02 Pzt » |
|
Sakın gitme
Sakın gitme! İstemiyorum. Beni bırakıp sakın gitme gözlerimin dışına. Sensizlik adeta bir karabasan, bir kıyamet. Sensizlik; yapraksız bir ağaç yaz günlerinde, kurumuş bir ağaç.
Ah canım içimdeki seni bir bilsen, bir bilsen kapladığın yerleri, nasıl cennetim ve cehennemim olduğunu... Masalları yeniden getirmiştim dile, yeniden Mecnun Leyla’ya aşık olmuştu... Yeniden Ferhat dağları delmişti. Sen içimdeki sakin limanın fırtınasıydın. Sen gönlümün deli esen rüzgarlarıydın.
N’olur gitme. Beni bensiz bırakma. Bir uzvum oldun benim. Beni sakat, özürlü bırakma. Yaralı kuşlara kıyamazdın. Benim yarama nasıl tuz bastın ellerinle. Bir gül yaprağını koparamazdın. Benim dalımı, budağımı nasıl kopardın? Sessiz şiirlerimi söylerken yıldızlar duyar onlar bile sevinirdi, işte bir aşık diye. Sen hiç duymadın. Gözlerini her parlaklığa kapadın. Nasıl bir asamdın benim asl | | |