|
 |
« : 18 Haziran 2006, 02:40:19 Paz » |
|
Rivayet edilir ki: Birgün İsa -aleyhisselâm-, İsrailoğullarından sâlîh zannedilen bir kimse ile şehir dışına çıkmıştı. Halk arasında fâsıklıkla meşhur günahkâr bir adam da büyük bir eziklikle peşlerine takılmıştı. İstirahat için mola verildiğinde bu günahkâr kul, samîmî bir nedamet ve utanç hâli içinde, gönlü kırık olarak onlardan ayrı bir yere oturdu ve merhametlilerin en merhametlisi olan Hak Teâlâ'nın yüce affına sığınarak: "- Rabbim! Şu yüce peygamberinin hürmetine beni affet!" diye dua eyledi. Salih zannedilen kişi ise, onu fark edince küçümsedi, hakîr gördü ve ellerini semâya kaldırıp: "Allah'ım! Yarın kıyamet günü beni bu adamla birlikte haşreyleme!" diye ilticada bulundu. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak İsâ -aleyhisselâm-'a şöyle vahyetti: "Yâ İsâ, kullarıma söyle; ikisinin de duasını kabul ettim. Boynu bükük mücrim kulumu affedip kendisini cennetlik kıldım. Halkın sâlih zannettiği kişiye gelince, onu da, benim affettiğim kulumla beraber olmak istemediği için cennetliklerden kılmadım." KISSADAN HiSSE: İlâhî lanet ve gazaba uğrayanların dışında her ne sebeple olursa olsun Allah'ın kullarını istihkar (hor görmek), kalbin bir cinayetidir. Bu cinayeti işleyenlerse, ilâhî muhabbetten uzak, taş kesilmiş nasipsiz kalblerdir. Esasen bir kimse, başkasını küçümseyip hor görmekle onu alçaltmaktan ziyâde, kendini alçaltıp perîşân etmiş olur. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur: "Birinin, din kardeşini hor ve hakîr görmesi, ona günah olarak yeter." (Müslim, Birr, 32) Şâir ne güzel söyler: Hârâbat ehline hor bakma zâhid, Defineye mâlik viraneler var!
|