Sik kullanilanlara Ekle Ana sayfa yap

21 Ağustos 2008, 07:30:12 Prş *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
En Popüler 3 Üye
Kullanıcı Adı Rep Puanı
KraL_HacKeR

1608

ByPckopaTKraL

1398

erkekcadi38

1197

Duyurular:
3- Topluluklar hakkında tahrik edici ve küçük düşürücü yazılar yazılamaz. (Örneğin: Türk, Kürt, Ermeni, Yahudi, Çerkez, Zenci, Hint, Arap, Çingene, Roman, Rus, Göçmen gibi.)
 
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu BaşlığıKonu: Hz. MUHAMMED (SAV)’İN MUCİZESİ KURAN VE İÇERİĞİ
Cevap SayısıCevap Sayısı: 2 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 818 defa
Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen *Konu: Hz. MUHAMMED (SAV)’İN MUCİZESİ KURAN VE İÇERİĞİ  (Okunma Sayısı 818 defa)
Konuya Cevap Yazanlar : _çerkez_(2) murat60(1)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ÜYE BILGILERI ǻĐįĢЄ К®ĄŁ
Seviye Üç
***
Tesekkür
-Verilmis:
-Kaldirilan:

CINSIYET Cinsiyet: Bay
NERDEN Nerden: Kars/Sarıkamıs
KAYIT TARIHI Kayit tarihi 12 Temmuz 2006, 20:47:48 Çrş
MESAJ SAYISI Mesaj Sayısı: 166
AdiGe ELeJ

IRTIBAT GÜCÜ REP 0
ILETISIM ozan.karadeniz@hotmail.com
Üyelik Bilgileri E-Posta Offline Offline
« : 08 Eylül 2006, 19:45:03 Cum »

Hz. MUHAMMED (SAV)’İN MUCİZESİ KURAN VE İÇERİĞİ
 
 

(2. Bölüm)

Kuran büyük küçük ayırt etmeksizin her yaştaki insana kendini dinletmesini bilmiş, onlara imanı aşılamıştı. Gönüllere hoş gelen üslubu sayesinde, en büyük düşmanları bile onu dinlemekten alıkoyamamıştı. El-Velid bin el Muğire, Ahmet bin Kays, ebu cehil bin Hişam gibi Kureyş’in ileri gelenleri Kuran-ı Kerim’i dinlememek için birbirlerine söz vermiş olmalarına rağmen geceleri Kuran-ı Kerim’i dinlemek için Resul (sav)’in evine gizlice gelmeleri, Hz. Peygamber (sav)’i öldürmek kastı ile yola çıkan Ömer bin Hattab’ın Müslüman oluşu, ve yine Necm Suresi’nin sonundaki “haydi Allah için secdeye kapanın ve O’na kuluk edin” ayeti, Resul (sav) tarafından Mümin ve Müşriklerin bulunduğu bir toplulukta okununca Müslümanlarla birlikte müşrikler de yere secdeye kapanmışlar, yere secde yapmayı gururuna yediremeyen Ümeyye bin Halef’in yerden bir avuç toprak alarak alnına Küfür Yasakürmesi. Resul (sav)’i giriştiği teşebbüsten vazgeçirmek için nasihatte bulunan Utbe bin Rabia’ya cevap mahiyetinde okunan Fussilet Suresi’nin ilk ayetleri, Utbe’yi hayrette bırakmış ve kendisini bekleyenlere:

“Ondan öyle şeyler işittim ki ömrümde benzerini işitmiş değilim. Bu sözler ne şiir, ne sihir, ne de kehanettir. Bunlardan hiçbirisine benzememektedir. Ey Kureyşliler; bana kulak verin, beni dinleyin, O’nu kendi halinde bırakmanızı tavsiye ederim. Eğer O muvaffak olmazsa Arabistan O’nu mahveder eğer muvaffak olursa, O’nun zaferi sizin de zaferiniz demektir.” (İbni Hişam) demesi Kur'an-ı Kerim’in cezp edici füsunkar üslubundan değil midir?

Yine ders kabilesinin ileri gelen önderlerinden olan et-Tufeyl bin Amr, Mekke’ye geldiğinde; ‘Kureyşliler ona ey Tufeyl memleketimize hoş geldin, Muhammed’i dinleyenler bizden ayrılıyor, topluluğumuzda dağılıyor, işlerimiz darmadağınık oluyor. O’nun sözleri sanki bir sihir gibi, kişiyi babasından, kardeşinden ve zevcesinden ayırıyor. Senden ve kavminden de korkarız. Dikkatli olun sakın ondan bir şey dinlemeyin’ demişlerdi. Et-Tufeyl bu sözlere öyle inandırılmıştı ki, Kabe’ye her gidişinde Muhammed (sav)’i orada görürse, ondan bir şeyler duyup işitmemek ve ondan etkilenmemek için kulaklarına bir şeyler tıkardı. Bir gün kendi kendine ‘ben ne kadar batıl itikatlı bir adamım, Muhammed’in söylediklerini işitmekle bana ne fenalık gelebilir. Eğer söylediklerinin bir kıymeti varsa, bu değeri takdir edecek akla sahibim’ Kuran-ı Kerim’i dinledi ve hemen kabilesi arasında ilk Müslüman mürşidi olma şerefini kazandı. (İbni Hişam)

Kuran-ı Kerim’in mucizevi boyutunu ortaya koyan örnekleri daha çoğaltmak mümkün zira bugüne kadar kendini muhafaza etmiş olan Kuran-ı Kerim yer yüzünde yaşamakta olan bir çok Müslüman tarafından da ezberlenmiş ve her insanın zihninde kendisini korumuştur. Ancak ezberde olan o lafızların manaları hayat sahnesinden kaldırılmış ve sadece hafızalarda tekrarlanan insanları mest eden güzel sözler olarak, Müslümanların belleklilerine yerleştirilmiş. Acaba gerçekten de Kuran-ı Kerim bu amaçla mı geldi? Kuran’ın Müslüman’ın hayatındaki yeri neresidir? O’nun lafızları altındaki manası acaba insanlara bir şeyler anlatmayı hedeflemedi mi? Bu sorunun cevabı elbette ki müspet olacaktır. Kuran insanların iki dünyada da mutlu olmasını sağlayacak bir nizamla gelmiştir. Ancak bugün Kuran’ın hayata ilişkin olan kuralları hayat arenasından kaldırılmış bunun yerine insanlar kendi nizamlarını kendileri koymaya başlamışlardır. Ve bugün genelde tüm insanların özelde ise Müslümanların mutlu olmadıklarını görmekteyiz. Zira Allah’ın hükümlerinin tatbik edilmediği bir zamanda Müslümanların mutlu olmasından söz edilemez. Bu nedenle Müslümanların Allah’ın indirmiş olduğu nizamı hayata hakim kılmak için çalışmalılar. Zira bu Allah’ın farzlarından bir farzdır. Tıpkı namaz gibi oruç gibi bir farz, bugün Müslümanlar nasıl ki; namaz kılıyor oruç tutuyorsa aynı şekilde Allah (cc)’nın insanların hayatlarına uygulamaları için indirmiş olduğu bu dini hayatlarına uygulamak için tüm Müslümanların kendilerine Resul (sav)’i örnek alarak çalışmaları gerekir. Zira diğer türlü Kuran’ın mucize boyutunun bir önemi kalmayacak, çünkü Kuran hayatta tatbik edildiği dönem içerisinde Müslümanlar asırlarca dünyaya hükmettiler ve Kuran’ın hükmü 1924 yılında kaldırıldıktan sonra Müslümanlar zillete duçar oldular. Tekrar izzeti elde etmenin yolu da tekrar 1924’te yıkılan Hilafet’i ikame etmekten geçmekte ki; böylece Kuran-ı Kerim’in ruhani boyutu hayatımıza yön verdiği gibi siyasi boyutu da hayatımıza hakim olabilsin. İslam akidesi diğer tüm akidelerden farklı olarak bütün akidelerde bulunan özellikleri kendi bünyesinde barındırmıştır. Yani hem ruhani bir akide hem de siyasi bir akidedir. Dünyada sadece İslâm akidesi böyledir. Çünkü, İslâm'daki hayat nizamı Allah-u Teala tarafından indirilir. Bu akide her konuda Allah-u Teala ile bağ kurmaktadır. Bundan dolayı ruhanî siyasî bir akide olmuştur. Maddeyi ruh ile meczeder. Çünkü İslâm'da işler Allah-u Teala'nın emirlerine göre yürütülür. Nitekim siyaset; insanların dahili ve harici işlerini bir fikirle yürütmektir. İslâm siyaseti, kapitalist siyasetten ve komünist siyasetten farklıdır. İslâm siyaseti, insanların işlerini Allah-u Teala'nın emirlerine göre yürütür. Diğer siyasetler ise, insanların işlerini akıl ve hevâyı esas alarak yürütürler. İslâm dini diğer akidelerden farklıdır ve bu farkı onun akidesinden hayat nizamının çıkmasındandır. Diğer akideler Allah mefhumunu hayattan ve nizamlarından çıkarırlar.

"La İlahe İllallah" kelime-i tevhidi, İslâm'da temel fikirdir ve bu fikir siyasîdir. Çünkü bunun manası "Allah'tan başka İlah yoktur" demek, yani Allah’tan başka yöneten yönlendiren nizam koyan hüküm veren yoktur demektir.

"Muhammeden Resulullah" demek; Muhammed (sav)'i Allah'ın elçisi kabul etmektir. Elçi; kendisini görevlendiren tarafından mesaj getirir. Öyleyse, Muhammed (sav)'i Resul olarak kabul etmekle getirdiği mesajı da kabul etmiş sayılırız. İşte, İslâm'ın temel siyasî kitabı, ruhanî boyuttaki Allah inancını siyasî boyuta çekerek, İslâm dininin ruhanî siyasî akide oluşunu ortaya koyar. Ruhanî boyuttan gelen emir ve yasaklar bizim dünyevi işlerimizi sınırlandırır ve bir nizama koyar. Bu hususla ilgili bazı ayetlerde şöyle geçmektedir:

"…Hüküm ancak Allah'ın dır…" (Yusuf 40)

"Allah'ın indirdikleriyle hükmet..." (Maide 49)

"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerdir." (Maide 44) gibi ayetler yönetimle ilgili siyasî fikirlerdir.

"…Allah alışverişi helal ribayı (faizi haram) kıldı…" (Bakara 275)

"Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın." (İsra 35) gibi ayetler iktisatla ilgili siyasî fikirlerdir.

"Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost ve yardımcı edinmeyin..." (Maide 51)

"…Size en yakın kafirlerle savaşın..." (Tevbe 123)

"Bir kavimle anlaşma yapıp da, onlardan buna ihanet yapacaklarını hissettiğiniz zaman hemen onlara açıklayın ve anlaşmayı bozun…" (Enfal 58) gibi ayetler dış siyasetli ilgili birer siyasî fikirlerdir.

"Onları (boşadığınız karılarınızı) gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun…" (Talak 6)

"…Karılarınızla iyi geçinin..." (Nisa 19)

"…Başörtülerini göğüslerine kadar indirsinler…" (Nur 31)

"Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin bayanlarına cilbablarını (örtülerini) üstlerine almalarını söyle…" (Ahzab 59) gibi ayetler ictimaî hayatla (bayan erkek ilişkileriyle) ilgili birer siyasî fikirlerdir.

"Hırsız, erkek olsun, bayan olsun onun elini kesin…" (Maide 38)

"Zina eden, bayan olsun, erkek olsun ona yüz değnek vurun..." (Nur 2)

"Allah ve Resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası ya öldürülmeleri ya asılmaları, ya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir..." (Maide 33) gibi ayetler ceza kanunlarıyla ilgili siyasî fikirlerdir.

Bütün bu deliller; düşünen, hayatı ciddi anlamda gözden geçirmiş, aydın fikirle tespitlerde bulunmuş kimseleri bu akidenin fikrî kaide oluşuna ve siyasî ruhanî akide oluşuna ikna eder. Ve Müslümanlar 14 asır boyunca bunu uyguladılar. Müslümanların başında bulunan Halife Müslümanlara namazlarını kıldırıyor, hacda haccın emiri oluyordu aynı zamanda da İslam’ı cihat yoluyla aleme taşıyor hadleri uyguluyordu kısacası İslam’ın hem siyasi hem de ruhani boyutunu tatbik ediyordu. Ve Müslümanlar başları dik göğüsleri önde yürüdüler ve bugün Müslümanların elinden kalkanları alınmış, ve başları önüne düşmüş, evet tekrar başlarımız dik olarak yaşamak istiyorsak, İslamî tüm emir ve yasaklarıyla hayatımıza kılmamız onu uygulayacak halifeyi nasbetmemiz İslam’ı cihat yoluyla aleme taşıyacak olan Raşid-i Hilafet’i kurmak için son gücümüzle bütün azmimizle çalışmalıyız.

Allah’ım üzerimize sabır dök.

Ey Allah'ım! Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bize doğru yolu göster/ilet. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil. Amin.

 
Logged

AdiGe ...
 
ÜYE BILGILERI ǻĐįĢЄ К®ĄŁ
Seviye Üç
***
Tesekkür
-Verilmis:
-Kaldirilan:

CINSIYET Cinsiyet: Bay
NERDEN Nerden: Kars/Sarıkamıs
KAYIT TARIHI Kayit tarihi 12 Temmuz 2006, 20:47:48 Çrş
MESAJ SAYISI Mesaj Sayısı: 166
AdiGe ELeJ

IRTIBAT GÜCÜ REP 0
ILETISIM ozan.karadeniz@hotmail.com
Üyelik Bilgileri E-Posta Offline Offline
« Yanıtla #1 : 08 Eylül 2006, 19:48:02 Cum »

Allah (cc)’nun Gücünün Üzerinde Hiçbir Güç Yoktur
 
 

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir.” (Teğabün 1)

Dünyanın bir yerinde herhangi bir afet meydana geldiğinde hemen arkasından farklı şekillerde yaklaşımlar ve yorumları görüyorsunuz. Fakat son dönemlerde yaşanan büyük afetler nedense belli bir noktaya kaydırılmak isteniyor. Dünyada zuhur eden, her olan-biten günümüzün büyük sömürgecisi Amerika’ya mal ediliyor. Bu yaklaşım, siyasi olaylardan tutunda ta afetlere kadar her alanda kendini göstermeye başladı. Öyle ki; Amerika asli yapısından kat kat üstün, olağan üstü bir güce sahip, dünyada her alanda tek hakim koltuğuna oturtturuldu. Amerika elbette ki bu konumundan ve büyütülmesinden rahatsız değil aksine memnundur. Firavunun kibir ve gurur müptelası olup ilahlığını ilan ettiği gibi Amerika’da kendi ilahlığını ilan etmiştir.

Çeşitli deneyler neticesi büyük titreşimler meydana getirerek depremler oluşturan odur, yağmur bombası ile yağmurları yağdıran odur, hava boşluğunda çeşitli gazlarla çok kuvvetli hortumları oluşturan da odur. Medyayı takip ettiğinizde karşımıza çıkan, Amerikanın bu gibi hadiselerin ardından bu olayların hamisi olarak gösterilmesidir. Bu yöneliş Amerika’yı kınama yönünde değil onu yüceltme yönünde gerçekleşmektedir.

Yer kürede işgallerle zulüm estiren, sömürgede doruk noktaya ulaşan Amerika elindeki güçle medyayı yönlendiği gibi insanlar üzerinde de dolaylı hakimiyet kurmaktadır. Dünyanın her tarafında istediği gibi hareket etme, tutuklama, korku salma, zulmetme, dayatma özgürlüğünü kendine tanıyan Amerikanın korkunç bir dev olduğu böylece insanların beyinlerine kazınmıştır. Dünyanın büyük bir kesimi onun kulu olmuş önünde takdis yaparken diğer bir kesim kölesi olmuştur. Kenarda duranlarsa o devi ürkütüp hışmını üzerine çekmektense sessiz kalmayı kendilerine reva görmüşlerdir. Karşıt olanlar ise en büyük düşmandır.

Bundan dolayı afetler meydana geldiğinde, afetlerin ilahi bir alana çekilmesi ile fırtınalar koparılıyor, asıl deprem o zaman vukuu buluyor. Daha çok İslam beldelerinde afetlerin Allah’tan geldiğini yazmak suç sayılıyor ve kişiler bu suçtan dolayı mahkumiyete çarptırılıyorlar. Çünkü İslam beldelerinde var olan küfür sistemleri Müslümanlara İslam’ı unutturmak için vardırlar. Amaçları kafirlerin üstünlüğünü her ortamda gündeme taşımaktır. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar Allah’ın gücünün önüne asla geçmeye kudretleri yetmeyecektir. Kıyamette onları öyle bir afat bekliyor ki; bu dünyanın afattı onun yanında hiç kalır… Saptırmaya çalıştıkları konularda da başarısız olacaklardır.

İnsanlık tarihi her döneminde çeşitli afat ve musibetlerle karşılaşmıştır. Bu dünya var oldukça ve varlık alemi yaşamını ikame ettiği sürece dönem dönem Allah’ın takdir ettiği musibetler canlıları bulacaktır.

Afetleri iki noktada incelemek mümkün:

1- Bizzat insanların eli ile gerçekleşenler. Bunu da iki alanda ele alabiliriz.

a- İnsanların tabiat yapısını fesada uğratmaları,

b- Sapık insanların ihtirasları uğruna, insanlığı cürümleri ile fitne ve fesada boğmaları.

Her ikisi insanların iradeleri dahilinde gerçekleşir. Yani insanlar bu alanda hasarı kendi elleri ile gerçekleştirmektedir.


a- Tabiatı fesada uğratmaları: Allah (cc) tabiatı en güzel bir donatımla insanların hizmetine sunmuştur. Allah (cc) şöyle buyurdu:

“Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık.” (Kehf 7)

Başka bir ayette şöyle buyurdu:

“Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Hac 65)

Allah insanlara öyle bir dünya bahşetti ki; insanlar kusursuz bir dünyaya sahip oldular. Onda hava, su, yeşillikler, oksijen dolu ormanlar, dağlar, yağmur yüklü bulutlar, rengarenk çiçekler, hizmetlerine amade kılınmış hayvanlar ve daha nicelerini bulabilirsiniz. Fakat, görüyoruz ki; insanoğlu tabiatın o güzelliğini, eşyanın tabii yapısını bozmakta yarışırcasına bir yol izlemeye başladı. Yakılan ormanlar, zehirli maddeler, tabii olan tohumlara müdahaleler, hormonlu ürünler, kimyasal maddeler ve daha niceleri. Günümüzde öyle oldu ki; nankör, inançtan soyutlanan ve heva ve hevesini ilah edinenler masum insanlara saldırdıkları gibi dünyada her şeyin aslını bozmak için topyekun savaş ilan etmişlerdir. Bunların azgınlığını Allah (cc) Kuran’da şöyle bildiriyor:

“O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara 205)

Bir nevi fesada yönelmek, eşyanın aslını tahrip etmek insan eli ile gerçekleşen afatlardan sayılır. Bunu da Allah (cc) fesat ve bozgunculuk olarak nitelemektedir. Ortaya çıkan bu durum insanların kendi kendilerini yönetmeye kalktıkları gibi eşyayı da yönetmeye kalkmalarından kaynaklanmıştır. Bu ise insanlığa ve tabiata afet getirmiştir. Laboratuarlarda ürettikleri virüs ve mikropları bir tehdit unsuru olarak kullanıyorlar. İnsanlığın hastalıklarla boğuşması dünyayı fesada boğanların ürünüdür. Bunun yüzlerce örneği verilebilir. Hormonlu yiyecekler neticesi insanlarda artan hastalık ve çeşitleri, bitkilerde ilaçlamalar neticesi ortaya çıkan verimsizlik, kozmetik sanayinin yaydığı kimyasal maddeler neticesi ozon tabakasının etkilenmesi ve daha niceleri…

Tabii özellik ancak dış etkenin müdahalesi neticesinde bozulur. İnsanoğlunun müdahalesi sonucu bir çok şey asli yapısını bozmuştur. Bu da insanın tabiat üzerinde de hakimiyet kurma sarhoşluğunun getirmiş olduğu bir felakettir.


b- Sapık insanların ihtirasları uğruna, insanlığı cürümleri ile fitne ve fesada boğmaları:

Dünya yaşamak için herkese yetecek kapasitede yaratılmışken, insanlar bu konuda karar vermeye kalktı ve milyonlarca insan vahşi ihtiraslar neticesi katledildi. Afrika’da katledilen milyonlarca insan bu ihtiras felaketinin sadece bir örneğidir.

Bir kesim dünyada bütün insanlığa yetecek kadar yiyecek ve eşyanın bulunmadığına veya dünya servetlerinden en fazla payı alma adına nüfuz planlama politikası gütmektedir. Bu siyaset doğrultusunda her yıl binlerce bayan ya kısırlaştırılır veya kasten binlerce insan öldürülme terk edilir.

Dünyanın mutlu azınlığı her türlü imkanlara sahip zevk-sefa içerisinde hayat sürerken diğer yanda bir kesim açlıktan ölüme mahkum edilmiştir. Habeşistan, Somali önümüzde duran örneklerden sadece bir kaçıdır.

Kapitalist sömürgenin dünyadaki felaketlerini sıralamak o kadar çok ki; burada sıralamaya kalksak sayfalar dolusu kitaplar meydana çıkar. Yakıp-yıkma, yağmalama, hırsızlık, katliam, işkence kapitalizmin insanlığa sunduğu en büyük musibetlerdir. Başta Amerika’nın işlediği cürümler insanlara -daha fazla Müslümanlara- felaket üstüne felaket getirmiştir. Japonya’da kullandığı atom bombasının düştüğü yerlerde hala insanlar sakat doğuyor, toprak verimini veremiyor. Amerika (ki kapitalizmin temsilcisi) denilince akıllarına ilk gelen felaket olmuştur.

Onun yanında İsrail ve batının Müslümanlara yaptıkları herkesin malumudur. Bunun adına ister sömürü deyin ister savaş deyin fakat yapılanlar musibet ve beladan başkası değildir. Çünkü onların tek yapabilecekleri ve taşıyabilecekleri felakettir. Onlar Hakkın üstünde bir hakimiyet yolu tuttukları için insanlığa adalet yerine zalimlikten başka bir şey sunamazlar. Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“… Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (En’am 144)

“O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!” (İbrahim 34)

“Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kuran'ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kafirlerin yeri cehennemde değil mi?” (Zümer 32)

Dönem dönem insanlar felaketlere duçar kalırlar. Kendilerine gelen uyarıcılar neticesi de bu felaketlerden kurtulmaya yönelirler. Günümüzde de insanlık kurtuluşa muhtaçtır. felaket ve musibetlerden kurtuluş ise yine insanların elinde olan bir şeydir. Tek yapılacak iş Hakk’a yönelmektir.

2- Allah’tan gelen ve insanların iradesi dahilinde olmayan afet, deprem ve musibetler:

Deprem ve tabii afetler genelde manada ilahi olarak bilinir. Geçmişten günümüze değin bu husus ilahi bağlamda değerlendirilmiştir. Hatta Allah’ı inkar edip başka şeylere tapanlar dahi tabii afetleri taptıkları ilahtan olduğuna inanırlar. Yıldırımların çakmasını gök tanrısının kızması şeklinde algılayanlar olduğu gibi depremleri yer tanrısının kızması sonucu olduğuna inanlar olmuştur.

Burada üzerinde durulması gereken nokta; insanların bu olayları çözmekten aciz oluşlarıdır. Kendi iradeleri dışında gelişen bu olaylara müdahale etme güçleri yoktur. Kulun, kendisine hükmeden dairede meydana gelen işlerde bir etkisi, bir rolü yoktur. Bunların hepsini kulun hiçbir ilgi ve etkisi olmaksızın meydana gelmesini sağlayan Allah-u Teala’dır. Nitekim Allah (cc) şöyle buyurdu:

“Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya Küfür Yasakürür. Allah her şeyi bilendir.” (Teğabün 11)

Bu olayların neden oluşları hakkında da herhangi bir fikir yürütmek doğru olamaz. Olduğu takdirde kayıptan haber verme olmuş olur ki; kaybı bilen ancak Allah’tır. Bundan dolayı deprem ve afatlar hususunda ancak vahiyle gelen habere tabi olmak gerekir. Bu Allah’ın bir kazasıdır.

Bilim, depremi yer altında var olan gazların, belli yerlerde yoğunlaşması ve yer kabuğunu kırarak çıkması sonucu meydana gelen olay diye tarif ederler. Fay hatları çizerler ve o fay hatları üzerinde meydana gelecek olan depremler hakkında önceden haber vermeye kalkışırlar. Bu konuda bilimin isabet ettiği elbette söylenemez. Dünyada o kadar deprem oluyor ki artık her taraf fay hattı oldu.

İşi fay hatlarına havale etmek Allah (cc)’nın tabiata müdahalesini devre dışı bırakmaktır. Diğer zaaf tarafı da gelecekten haber vermektir. Her ikisi de yanlıştır. Bu konu insanın ne iradesi nede bilgisi dahilinde gerçekleşen bir olaydır.

Deprem, dünya üzerinde meydana gelen, ne zaman olacağı ve ne kadar süreceği önceden kestirilemeyen, Allah’ın insanlara gösterdiği fizikî hâdiselerden, ilahî âfetlerden bir tanesidir.

Bu gibi olayları; “tabii âfet”, “vahşi doğa”, “fay kırılmaları” gibi sözlerle asli konumunun dışında düşünmeye sevketmek Allah’ın gücünü ve tabiat üzerindeki hükümranlığını inkarcılığa çağrıştıran ifadelerdir. Insanoğlu şunu çok iyi kavraması gerekir; bu kainatı yoktan var eden Allah (cc)’dır. Kainata ne zaman ve nerede müdahale edeceği ise insanların bilgisi dahilinde olmayan bir konudur. Bundan dolayıda bu konuda fikir yürütmek yanlış olur. Nitekim Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’am 59)

Meydana gelen afatlar insanlar üzerinde büyük tesirler bırakmıştır. Bundan dolayı da bu gibi olaylar genelde bir uyarı olarak kabul edilir.

İnsanlar ne kadar fikir yürütürse yürütsünler gelecekte ne gibi bir olayla karşılaşacaklarını bilemezler. Ancak Kur’anda ve hadislerde zikredilen bela, musibet ve afatların zuhur nedenlerini üç şekilde izah etmektedir.

 
Logged

AdiGe ...
 
ÜYE BILGILERI murat60
Yeni Üye
*
Tesekkür
-Verilmis:
-Kaldirilan:


CINSIYET Cinsiyet: Bay
NERDEN Nerden: tokat
KAYIT TARIHI Kayit tarihi 05 Eylül 2007, 17:37:09 Çrş
MESAJ SAYISI Mesaj Sayısı: 6
IRTIBAT GÜCÜ REP 0
ILETISIM
Üyelik Bilgileri E-Posta Offline Offline
« Yanıtla #2 : 06 Eylül 2007, 08:53:52 Prş »

Ne Tsk Edilse Azdır Ellerine Sağlık Allah Razı Olsun
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76
Google ve orumceklerin son ziyareti Dün 11:22:32
Bu Sayfa 0.118 Saniyede 30 Sorgu ile Oluşturuldu

eXTReMe Tracker