|
151
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / internet asklarına..
|
: 25 Kasım 2007, 19:58:16 Paz
|
|
Yıllardır İnternet ile uğraşmama rağmen ilk kez evimde chat (sohbet) yapmak için kanala girdim. Nickim (rumuz) Bebek19. Tabii bir anda erkeklerden yüzlerce mesajla karşılaştım.
İnternetten çıkmaya karar veriyorum ama birden biri benim ona cevap vermemi sağlıyordu. Konuşma ilerledikçe biz hala klavyeyle boğuşuyor ve birbirimizi tanımak için elimizden geleni yapıyorduk. Aynı şehirdeydik.
Daha yeni tanıştığım bu kişi bana ev adresini okulunu ve hatta cep telefonunun numarasını bile vermekte bir an tereddüt etmemişti. Ben de ona web sitemdeki fotoğraflarıma bakması için adresimi verdim. Bunu izleyen günlerde mail ve chat dostluğumuz sürdü. İkimiz de birbirimize farklı şeyler hissediyor ama bunun yanlış anlaşılmasından korktuğumuz için hep arkadaşlık temennilerini yeniliyorduk. Sonunda ben de onun fotoğrafını gördüm.
Artık ilerleyen güven ve dostluğumuz ardından ben yine bir chat gecesinde, “Daha fazla beklemenin bir anlamı yok artık tanışalım”dememin üzerine buluşma günümüz kararlaştırıldı.
Buluşma yeri sinemanın önüydü. Oraya gittiğimde sinemaya girmek için bekleyen bir sürü insanla karşılaşınca bir an şok oldum ve üstelik aksi gibi hepsi bana bakıyordu. Kendimi topladım ve telefonunu çaldırmayı akıl ettim. O kadar kişinin arasında sonunda beklenen kişinin melodisi çalmaya başlamıştı. O yöne baktığımda kitapçı vitrininin önünde duranın o olduğunu fark ettim. Arkasını döndü ve hayatımın bundan sonraki kısmında büyük yer kaplayacak o tatlı gülümsemesiyle yanıma doğru yaklaştı.
“Merhaba” dedi. Bense “Sen o olmayabilirsin. Bu yüzden bir soru soracağım. En sevdiğim çizgi film kahramanı hangisi? dedim. Birkaç yanlış cevaptan sonra sonunda doğru olanı buldu. Sinemaya girdik. Oysa birbirimizin yüzünü sadece 5 dakika görebilmiştik.
Gittiğimiz ilk film ortama pek uygun değildi. Hatta berbat bir seçimdi. Filmin adı “Şeytan” dı. Onun bir suçu yoktu ki, ben seçmiştim...
Filmden sonra gerilen sinirlerimizi ancak buz gibi bir dondurma geçirebilirdi. Dondurma yerken bol bol konuştuk.
İkinci buluşmamız için 10 gün daha beklemeliydik çünkü İstanbul’ a gitmişti. O İstanbul’ dayken birbirimizi düşünecek çok zamanımız oldu. Döndükten sonra çok şey değişmişti. Bu kısa süreli ayrılıkta ikimizde birbirimizden hoşlandığımızı anlamıştık.
Onu takip eden zamanlarda sevgimiz katlanarak devam etti. Aşkın ne zaman, nerde ve hangi şarlarda size gülümseyeceği hiç belli olmaz. Biz o zor anı sanal alemde yakaladık. Şimdi 6 aydır her gün tanrıya bizi birbirimize armağan ettiği için dua ediyoruz. Ya o gece chate girmeseydik...
alıntıdır
|
|
|
|
|
152
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / Gül Soylu ask
|
: 25 Kasım 2007, 19:57:01 Paz
|
|
Enez’ in güzel yaz günlerinden biriydi. Her sabah ki gibi ormana koşmaya gittim. En yakın arkadaşımda yanımda denize girdik eğlendik. Akşamüzeri can sıkıntısı 3 kişi bulduk. Okeye dördüncü aranıyor. Ya ben yanlış görüyorum yada karşıdan maviş gözlü, kumral, şirin mi şirin güler yüzlü bir masal perisi geliyor. O an sanki büyülenmiştim. Okey oynamayı bir yana bir yana bırakın iki de bir taşları düşürür, ıstakayı devirir olmuştum. Ama galiba ben onun pek ilgisini çekememiştim. Okey bitti arkasına bakmadan gitti.
Sonradan öğrendim ki arkadaşımın yeğeniymiş ve uzun süreli bir beraberliği varmış . " E be kardeşim dedim içimden...
Yine bir yaz akşamı top oynamaktan geliyoruz. Kan ter içinde kalmışız, saç baş toz toprak içinde... Az ileriden birisi seslenir gibi oldu. Baktım aman Allahım yine o güzel gözlü kız. Tabii hemen havaya girdim bana "iyi aksamlar" dedi. Arkadaşım mavi gözü periye nasıl baktığımı görmüştü.
Yaz bitiyordu ve biz İstanbul'a dönnüyorduk. Mavi gözlü perim aklımdan çıkmıyordu. Fakat sonunda kafamdan atmayı zor da olsa başarmıştım.
Bir gün arkadaşımın ablası bizim bir yeğen var birbirinize çok yakışırsınız diye öyle bir söyledi. Ben pek önemsemedim meğerse abla arada aracılık ediyormuş. Tabiki bunlar sonradan su yüzüne çıktı. Bu arada bir detayı atladım. Uzun süre beraber olduğu gençten problemler dolayısıyla ayrılmış.
Arkadaşımda oturduğum günlerden birinde aablası "Haydi gel kahve içmeye misafirliğe gidiyoruz dedi." Bende "Gidelim bakalım dedim" Aslında biz ne bilelim her şey daha önceden planlanmış. Maviş gözlü perimin evine gittik. Ben onu görünce elim ayağım dolaşmaya başladı. Hatta kahve fincanını elimde unuttu benim güzelim. Gece eve gelince bu konuyu ayrıntılarıyla düşündüm. Sanki içime doğdu. İlk başından beri tahmin ediyordum uzun bir beraberliğe, hatta ölümüne beraberliğe adım atacağımı. İçimden bir ses "Neden olmasın be Serhat diyordu." Ertesi gün yine onlarınn evinde bir tesadüf yapıldı. Beraberliğimizin ilk cümlelerini kurdum sonunda. Eh zor da olsa, kan ter içinde kalsam bile şu an üç yıllık güzel bir beraberliğim var. Dile kolay üç uzun yıl. Aman Allah bozmasın tahtaya vuralım. Biz yıldızlara astık yüreğimizi... Bizim aşkımız gül soylu bir aşk. Allah' tan herkesin kaderine benimki gibi güzel, temiz ve gül kokan bir aşk yazmasını dilerim.
|
|
|
|
|
153
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / Hayata ve Aşka Dönüş
|
: 25 Kasım 2007, 19:56:36 Paz
|
|
Gözlerini üzerime dikmiş yüzünde gülümseme bana doğru ilerliyordu. " Merhaba" dedi O dakikalarda bu kelimenin hayatımı ne denli değiştireceğini tahmin edemezdim. 2 yıldır arkadaşlığımız devam ediyordu. Fındık kabuğunu dolduramayacak bir sebepten bilmem kaçıncı kez ayrılmıştık.
Bana inat olsun diye arkadaşlarımdan birine çıkma teklif etmişti. Aylardan sonra beni bir cafeye davet ettiğinde her şeyden habersiz barışmak için çağırdığını düşünerek gittim. Saatler boyu flörtünden bahsetti. Sahte gülümsemeler takılıyor, gözümün önüne düşen göz yaşlarımı engellemeye çalışıyordum. Artık gücüm tükenmişti. Hızla ayağa kalktım. O da hızla kalktı, kolumu tuttu ve gitmeme izin vermedi. Beni deliler gibi sevdiğini söylediğinde etrafımdaki meraklı gözlere aldırmadan hıçkırıklarla ağlamaya başladım. En kısa zamanda diğer kıza her şeyi anlatıp ayrılacaktı.
Bu olaydan sonra 2 hafta geçti. Beni hiç aramadı acaba o kızı mı tercih etmişti. Bir telefon kulübesinden onu aradım. Karşımdaki ses onun trafik kazası geçirdiğini yoğun bakımda olduğunu söylüyordu. Ona " senin için döktüğüm her damla gözyaşının cezasını umarım çekersin" demiştim. Ama böyle olsun istememiştim. Bu kez onu tamamen kaybetme korkusundan ağlıyordum. Ankara'^da bir hastanedeydi. Doktorlar yaşaması için şans vermiyordu. Cenaze işlemleri başlamıştı. Tabutuna konulacak yakaya takılacak fotoğraflar hazırlanmıştı. Eş dost hastane kapısında bekliyordu. Bu bekleyiş üç ayı tamamlamıştı. Doktorlar anneyi hastanın yaşam destek ünitelerinden çıkarılması için ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü onlara göre yaşasa bile eski sağlıklı günlerine dönemeyecekti. Anne kararlıydı son nefesine kadar yanında olacaktı. Günlerce yanından ayrılmadan onunla konuştu. Ellerini tutmuş yine gelecekten söz ederken parmaklarını kıpırdatarak oğlunun tepki verdiğini fördü. Sevinçten hastane koridorlarında kahkahalar atıyordu. Doktorların " Olmaz" dediğini ana-oğul başarmıştı.
2 yıl olmuştu onu bu süre içerisinde hiç görmemiştim. Bu süre içerisinde onu hiç görmemiştim. Şimdi karşımdaydı, çok değişmişti. Bazı zamanlar beni çileden çıkartıyordu, ona katlanamıyordum. Psikolojik tedavi görüyordu. Yine bir ayrılık zamanıydı telefonda evlenme teklifinde bulunduğunda ciddiye almamıştım. Israrla kendisini görmeye gelmemi istiyordu, yine bir ameliyat geçirmişti. Ziyarete gittiğimde evlenme teklifini yineledi. Hayatımızın 3 yılını bu kaza yüzünden kaybetmiştik. Artık başka vakit kaybetmenin bir anlamı yoktu.
Rüya gibi bir düğünle hayatımızı birleştirdik. Tabuta konması için hazırlanan fotoğrafı duvara astık. Ona her baktığımızda küçük kızımıza ve hayata sımsıkı sarılarak bize verdiği mutluluk için Allah'a şükrediyoruz. Tüm mutluluklar sevenlerin olsun.
|
|
|
|
|
154
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / sensizlige son sarkı
|
: 25 Kasım 2007, 19:55:55 Paz
|
|
Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir yarsını söküp alıp gideceğine... Benden başka herkes biliyordu oysa, senin günün birinde beni yarı yolda bırakıp gideceğini. Şu kahrolası dünyada bir ben vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her zaman her şartta destek olan. Ama sen sana inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.
Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana aşık değildim sen benim en iyi dostumdun. Neler yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki ağladığımda sen yanımda olup göz yaşlarımı silerdin. Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra acıtıyor yüreğimi. Gecen gün markette senin o çok sevdiğin acı biberlerden alacaktım . birden aklıma geldin ve ben boğulacağımı sandım. Tıkandım. Nefes alamadım. Ağlayamadım. Patates böreği yemiyorum. Ebru Gündeş’i dinlemiyorum. Bütün resimlerimizi kaldırdım. Kimsenin senin hakkında konuşmasına izin vermiyorum. Ve günde bir paket sigara içiyorum. Hayatta en nefret ettiğin şeyi yapıyorum yani. Artık uzun yıllar yaşamanın pek anlamı yok öyle değil mi?Ne için yaşayacağım ki!
Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben.Tek katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim olmayacak artık. Domates, biber, sebze yetiştirmeyi de öğrenemeyeceğim. salonumuzun tavanını balıkçı ağıyla süsleyemeyeceğiz.Sana sürpriz yapacaktım,yatak odamızın duvarlarını sana yazdığım aşk mektuplarıyla ve en güzel fotoğraflarımızla süsleyecektim. Bütün hayallerime evime çocuklarımıza, mutlu geleceğimize emin olduğum geleceğimize veda etmek kolay mı olacak sanıyorsun. Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye unuttuğumu zannetme. Her zamankinden daha çok seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek bilmiyor.
Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel günlerimizdeki hatıralarla anacağım. Yıllar sonra ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara “Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın
|
|
|
|
|
155
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / Mecnun’un Bedeviye verdiği ibretlik ders
|
: 25 Kasım 2007, 19:54:45 Paz
|
Mecnun çölde Leylasının hasretiyle avare avare gezerken namaz kılan bir bedevinin önünden geçer. Bedevi kıldığı namazı yarım bırakarak ayağa kalkar ve Mecnun ile aralarında şöyle bir konuşma geçer.
Bedevi:Allah kahretsin seni.Dininin sana öğrettiklerini unuttun mu? Namaz kılan bir insanın önünden geçmenin günah olduğunu bilmiyor musun?
Mecnun: Bağışlayın beni.Etrafımı göremez oldum.Görevlerimi yapamaz oldum.Aklımda sadece ve sadece aşkım var.
Bedevi: Dünyadaki aşkını unut. Allah’ı düşün.Yoksa cehennemde cayır cayır yanarsın.
Mecnun: Tapmanın aslını aşk oluşturur.Ancak aşk doruğa ulaştığında tapmaya dönüşür.Oysa sizin yaptığınız şey sadece “şekilde” kalıyor.
Bedevi: Ne dedin..! Ben namaz kılmasını bilmiyor muyum yani..!
Mecnun: Kızmayın lütfen..! Ben Leyla’nın aşkından senin namaz kıldığının farkına bile varamadım. Ama sen Allah’a dua ettiğini iddia ediyorsan önünden geçtiğimi nasıl fark ettin.
Gerçek inanç güç bir şeydir. İnsan dua ederken dünya işlerinden arınmalıdır.
Benim aşkım senin ibadetinden daha yüce! der ve çölde yürümeye devam eder.
Bedevi Mecnun’un ardından seslenir:
Bir dakika dostum. Sen çok haklısın. Allah senden razı olsun. der ve Mecnun’un elini saygı ile öper ve son sözü söyler. “Bana gerçek ibadetin nasıl olacağını öğrettin  
|
|
|
|
|
156
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / aşkın gözyasları
|
: 25 Kasım 2007, 19:53:06 Paz
|
|
ArkadaşLar.. Yazdığım bu hikaye hayaLidir.. Yazma amacım ise bir ihtiyaçtır.. Yüreğimde ağırLık yapan bu aşk duygusunu keLimere döküp rahat nefes aLmaktır amacım.. Yazarken yaşamış kadar oLdum diyebiLirim.. Çünkü hikayeme kendi kişiLiğimi verdim, ve istediğim aşkı sergiledim... Ama gerçekten bu duyguLarı tadtım.. Yazarken beLki de her satırında ağLadım.. Ve de ağLattım harfLerimi.. Etkisinden haLa kurtuLamadım.. BeLki de bir ömür etkisinden kurtuLamayacağım.. Her karesi gözLerimin önünde.. En zoruda ne biliyormusunuz.. Ya da bunu ben söyLemeyim.. Siz okuyun ve hissedin söyLemedikLerimi, aşkı, o anLatıLmaz duyguLarı...
Sonbaharın en hüzünlü günlerinden birinde, doğaya küsen güneş, benim yüreğimde doğmuştu sanki. İçimde yabancı bir mutluluk, anlamsız bir heyecan vardı. Sanki biri beni çağırıyormuşçasına bir his yüreğimde geziniyorken, ısrarlı kalp atışlarıma yenik düşmüş ve evden çıkmıştım. Hâlbuki dışarıda hava çok soğuk ve yağmurluydu. Ama içimdeki aşk ateşi beni ısıtmaya yetiyordu. Herkes yollarda koşuştururken, ben yavaş adımlarla ilerliyordum yolumda. Anlam veremezdim kaçışlarına. Her yağmur tanesini bir melek indirirken, yüzüne meleklerin dokunduğunu bilmek, hissetmek, insanın içinde o kadar güzel ve ayrı bir duygu yaratırken, insanlar neden kaçışıyorlar ki. Melekleri sevmiyorlar mı acaba. Yoksa benim kadar duygusal mı değiller. Yağmur o kadar güzel yağıyor ki hâlbuki… Melekler yüzüme her damla indirdiğinde içimde ki heyecan artıyordu. Ne oluyordu bana, bilmiyordum. Anlam veremiyordum yüreğimde yaşananlara. Ama öyle güzel bir duygu var ki içimde, kelimelere dökmek istesem dökemem. Çünkü böyle farklı bir duygu yaşamamıştım önceden. Çok mutluyum.
Sonbaharın bu güzel gününde, benim gibi yağmurun tadını çıkaran biri daha yok sanıyordum. Ta ki, melekleri andıran güzelliğiyle, yağmurla iç içe olan o kızı görene kadar. Denize karşı bir bank da oturuyor, huzurlu bir ifadeyle gökyüzüne bakıyor, olduğu yerde ıslanıyordu. Bende durup onu izliyordum. Nasıl da bebeksi bir hali vardı. Yeniden doğmak bu olsa gerek. Boynum bükülmüştü bu tatlılık karşısında. Sonra beni fark etti ve birbirimize bakıp gülümsedik. Yanına yaklaştım “merhaba” dedim, “merhaba” dedi. Sesi yabancı gelmişti kulağıma. O kadar güzel, o kadar farklıydı ki, onun gerçek bir melek olduğuna inanmaya başlamıştım. “Sende melekleri seviyorsun değil mi?” dedim, o da “evet” dedi gülümseyerek. Güneş gözlerine çarpan yağmur taneleri sanki yüzünde bir gökkuşağı oluşturuyordu o gülerken.
Çok güzeldi. Gözlerine bakamıyor, aşkı ile kör olmaktan korkuyordum. Çünkü yüreğimin meleklere zaafı var. Bak, nasılda deli gibi çarpıyor.
Yüreğimde biriken duygular, sabırsızca bir bir kelimelere dökülmeye bekliyor, boğazımda düğümleniyordu. Onu görmeden önce de bu duyguyu hissettirmişti yüreğim bana. Gözlerimi kapayıp yüreğimin derinliklerine, saklı cennetime indim bu duyguyu anlatabilmek için. Ve duygularımı sırayla taşıdım dudaklarıma. “Biz melekleri seviyoruz. Onlarda bizi seviyorlar. Yüzümüzden yağmur süzülürken hafif bir sıcaklık hissedersin ya, onların elleridir aslında. Her yağmur tanesini bir melek indirirmiş. Yüzünden yavaşça süzülen o damlalar insanı nasıl da bir kedi kadar uysal yapıyor. Kendimi yeni doğmuş ve sevgiye muhtaç bir bebekmiş gibi hissediyorum. Seni de öyle görünce, işte benim gibi biri daha dedim ve yanına geldim” dedim. O bebeksi, utangaç hali bitiriyordu beni. Ve orada öylece izliyordu beni. Gözlerim istemeden onun gözlerine çarptı ve ikimizde birbirimizin gözlerinde kaybolduk. Gözlerimi ondan alamıyordum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor, gözlerimden yaşlar akıyordu ama yağan yağmur belli etmiyordu gözyaşlarımı. Yüreğim bu güzelliğe, bu yoğun duygulara dayanamamıştı ama kalbine inmeliydim. Tanımalıydım onu. Çünkü yaşayacağım yer orası olacaktı. O melek yüzün arkasından diğerleri gibi bir şeytan çıkmasından, bana cehennemi yaşatmasından korkuyordum. Cehennemde yanarken de şikâyet etmiyordum. Fakat ateşi körükleyen bir nokta vardı ki, o da benimle birlikte içimde yanan sevdiğimdi. Onlar bana kıyarken, ben onlara kıyamıyordum. Onlar da içimde yanmasınlar diye, yüreğimden uzaklaştırıyor, yalnız yanıyordum. O zamanlar gözlerimi kapayıp yüreğime indiğimde ona “lütfen içim, lütfen canım, ağlama. Seni bir melekle tanıştıracağım ve o son olacak. Cenneti getirecek kapına. İnan bana“ diyerek söz vermiş, yaram kapanmıştı. Ve şimdi, ona bakıyorum da, acaba bu o mu? Kalbimin kapılarının zamanı gelmiş miydi açılmaya? O kadar güzel bakıyor ki… Cenneti gözlerinde görebiliyorum. İnanıyorum. Tanıyacağım onu.
Yağmur şiddetini azaltmıştı. Yavaş adımlar atıyor, utangaç bakışlarla konuşuyorduk. Güzel sözler söylüyor, utanıyor ve başımızı yere eğerek gülümsüyorduk. Bebek gibiydik ikimizde. Ne de olsa onunla yağan yağmura kapılmış, yeniden doğmuştuk.
Onu izlerken yüreğim okşanıyordu. O kadar tatlıydı ki... İçim huzurla doluyordu. Aynı zamanda içimden isyan ediyordum zamana, dursun, bu an hiç bitmesin istiyordum ama nafile. Yüreğimde ki gibi batmayan bir güneş daha olsaydı, bu dünyanın da adını cennet koyardım..
Akşam olmuş, ayrılık vakti gelmişti. Birbirimize bakıyor, söyleyecek söz arıyorduk. Biz konuşamasak da o an, bakışlarımız anlatıyordu demek istediğimizi. Ve ikimizde aynı anda “telefon numa…” dememizle gülmüştük. Gülmek ona o kadar çok yakışıyor ki... Telefon numaralarımızı vermiştik birbirimize. Ertesi güne, karşılaştığımız yere sözleşmiş ve ayrılmıştık. Eve dönerken sanki yürümüyor, uçuyordum. Çocuklar gibi mutluydum. Eve vardığımda dayanamayıp telefonumu hemen elime aldım, heyecanla mesajımı yazdım ve yollar yollamaz bir mesaj geldi telefonuma. Mesajı atan oydu. Kalplerimiz, sevdiklerimiz, her şeyimiz birdi. Ruh ikizimdi. Kaderimin insanının o olduğuna daha da inanmaya başlamıştım. Söylemiş olduğu her söz, içimde bir yer ediniyordu. Ve gün iyi geceler dilekleriyle son bulmuş, gözlerimi yeni bir gün için yummuştum.
Gözlerimi açtığımda büyük bir heyecan ve mutlulukla evden çıkmıştım. Yollar çok kısa geliyordu bana. Yağmur yağmıyor, sanki bu güzel gün için güneş göz kırpıyordu bana. Sanki küsen doğa, bizim için barışmıştı. Buluştuğumuz noktaya aynı anda varmıştık. Bir rüyadaydım sanki. İlk defa görünen bir melek tanımıştım. İnanamıyordum buna. Her şey o kadar güzeldi ki.
Bank da oturur oturmaz bir kedi gelmişti yanımıza. Bembeyazdı. Diğer banklarda başkaları da olmasına rağmen, o bizi seçmişti. Tıpkı aşk gibi... Ve ne zaman orada otursak, o da hemen yanımıza gelir, kendisini sevdirirdi bize. Bizde o kedi gibi mayışmış bir hale gelir, severdik onu. Gözlerimiz birbirine değdiğinde ise her şeyi unutur, dünya dururdu o an bizim için. Gözlerimiz buğulanır, durmadan, dakikalarca birbirimizi izlerdik. O gün, ilk defa ellerimizi yüzümüzü sevmek için uzattığımızda bir hızla geri çekmiş ve bir heyecanla ağlamaya başlamıştık. Birbirimize dokunamıyor, kıyamıyorduk. Bunun heyecanını da ilk defa yaşıyordu yüreğimiz. O kadar farklı ki.
Günler günleri takip etti, aylar geçti ve doğum günüm (11 Aralık) geldi. Yaşadığımız bir gün bile bir ömürle eşitken, mevsimlere bir mevsim daha getirdik, aşk mevsimi adını verdik. Sımsıcak yüreğimizle üşümezdik biz. Yağan kara aldırmazdık biz. İçimizde batmayan bir güneş, aşk mevsiminde yaşardık biz. Günler tükense de, bitmezdik biz. Çünkü bu aşkı yüreğimize mühürlemiştik.
DOĞUM GÜNÜM (11 ARALIK)
Bugün benim doğum günüm. Vermiş olduğum sözü hatırlatmıştım kalbime bugün. Bu söz, en büyük hediye olmuştu ona. O da en güzel duyguları hissettirerek, teşekkürünü belirtmişti bana. Yüreğim yeniden doğmuştu onunla ve bir yaşında.
Meleğimle bütün gün beraberdik. Her zaman ki gibi o günde aşkımızın başladığı yerdeydik. Orası bizim cennetimiz olmuştu. Her günün sonunda veda ederken “cennetimiz de görüşmek üzere” der ve ayrılırdık. Ve yine cennetteyim meleğimle…
Buğulu gözlerle birbirimizi izliyorduk her zaman ki gibi. İçimizde ki aşk yüreğimize sığmıyor, gözlerimize sığmıyor, her an yüreğimiz duracak, gözlerimizden yaşlar akacak gibi yaşıyor, birbirimize dokunmaktan korkuyor, birbirimizi durmadan izliyorduk. Gözlerimizdi yüreğimizde ki duyguları bize hissettiren, gözlerimizdi kifayetsiz kelimelerin anlamını yaşlarla belirten, aşkın dilini bilen, gözlerimizdi.
Dokunamazdık birbirimize. Yüzümüzü sevmeye, öpmeye kıyamazdık, korkardık. Bir kez öpsek, buna kalbimizin dayanmayacağını biliyorduk. Çünkü biz birbirimizi çok seviyorduk. Zaten aşk yüreklerin dili değil midir? Biz aşkı anlamı gibi tüm beyazlığıyla yaşıyorduk.
Bütün gün olduğumuz yerden kıpırdamamış, gece olunca da sessizce yıldızları izlemiştik. Ve bir yıldız seçmiştik. Nasılda tatlıydı. O Tek tek yıldızları seçişi “bu olsun, yok yok bu olsun, yok bence biz gibi bembeyaz olsun.” deyişi. O an kollarımla sımsıkı sarmak istiyordum bebeğimi ama yapamıyordum, kıyamıyordum. Kollarımda can verir diye korkuyordum. Çaresizce ağlıyordum. Ben ağlayınca, o da ağlıyordu. O kadar acı veriyordu ki... Ellerimiz ister istemez yüzümüzü sevmek için gidiyor, farkına varınca da ellerimizi korkarak geri çekiyorduk. Kollarımızla birbirimizi sımsıkı sarmak için yaklaşırken yine bir hızla geri çekiliyorduk. Bunun çaresizliğiyle durmadan ağlıyor, yine konuşmadan birbirimizi izliyorduk. Zaten İstesek de konuşamazdık ki. Duygularımızı anlatabileceğimiz, kelimelere dökeceğimiz bir dil yoktu. Meleklerin aşkı bu olsa gerek. Ve bende bir meleği seviyorum.
Gözyaşlarımız dindikten sonra yıldızımıza ve sonra birden bire saate baktı gözlerimiz. Saat 23:23 idi. O yine tatlı bir şekilde “hadi dilek dileyelim” dedi. Bende “tamam” dedim. Benim dileğim“ Allah’ım, o bensiz, ben onsuz yaşayamayız. Bizi birbirimizden ayırma. Eğer Azrail ikimizden birini almaya gelirse bir gün, birimizi arkada bırakmasın. Bize ayrılık yaşatma Allah’ım.” Oldu. O an yüreğimde hafif bir sızı hissetmiştim. O da bana ne diledin diye sorduğunda ben “söylersem kabul olmaz, sonra çok üzülürüm” dedim, o da “peki” dedi ve bebeğimi evine bıraktım, tüm anılarımızı da arkada bırakarak.
Hayatımın en güzel günüydü.
12 ARALIK
Yeni bir gün doğdu yine ve buluşturdu bizi aynı yerde. Ama aşkım o gün biraz tuhaftı. Beni inceliyordu ilk kez. Gözlerimden farklı yerlere bakıyordu gözleri. Korkulu gözlerle montumun fermuarını açtı ve bir oh çekti. Anlamıyordum onu. Ne oldu ki şimdi? Korkulu gözlerin yerini o tatlı, ruhumu okşayan gözleri almıştı yine. Ama sadece o anlık. Çünkü gözleri o gün hiç gülmedi eskisi gibi.
O gün, ilk defa erken sonlanmıştı günümüz. İkimizin yüreğinde de farklı bir acı vardı, bunu ikimizde hissediyor, acımızdan durmadan ağlıyorduk. İkimizde birbirimize kıyamıyorduk, ağlama diyorduk, yalvarıyorduk ama olmuyordu, sözler bile etkisizdi. Birbirimizi bu kadar içten ağlarken görmeye dayanamıyor ve bu yüzden ilk defa başka yöne bakıyorduk. Gözlerimiz beraberken ilk kez yalnız kalmıştı.
Hava kararmaya yakın meleğime “Seni evine bırakayım artık” dedim, o da tamam dedi. Hiç ısrar etmedi. Acaba benden ayrılmak mı istiyor? Ama niye ayrılsın ki? Peki, nedir bu hissettiklerim? Bu acı? Düşünmekten ilk defa yorulmuştum o gün. Hem gözlerim, hem de yüreğim kan ağlıyordu.
Onu evine bırakmak için oradan kalkıp, evine doğru yol alıyorken, gözlerimin önünden geçiyordu tüm anılarım. Adımlarımı atarken, sanki ağlıyordu adımlarım. Yağmur damlalarını ezerken, ezilen benmişim gibi acıyordu canım.
Onu evine bırakmıştım. Oradan uzaklaşıp, tam köşeyi dönecekken “aşşşkkııııımm” diyen meleğim, ağlamaklı bir ses tonuyla bağırıyordu arkamdan. Durup arkamı döndüğümde meleğim bana doğru koşuyordu. O kadar hızlı ve telaşlıydı ki adımları, yolun ortasında yere düşmüştü. Ve köşeden hızlı bir araba meleğimin düşmüş olduğu yola girmiş, bir sağa bir sola sürüyordu arabayı sarhoş kullanıcısı. O arabayı ve yerde yatan meleğimi görünce korkudan kalbim o an durmuş, nefesim kesilmişti. Tüm gücümü toplayıp aşkımı oradan kurtarmak için atlamak istemiştim yola, ama mesafe o kadar azdı ki, attığım ilk adımla birlikte araba benim meleğimi ezmişti. Ben bebeğimi sevmeye kıyamazken, ona dokunamazken, lanet bir arabanın tekerlerleri onun üzerinden geçmişti. Sevgi döken dudakları, bu sefer kan döküyordu. Koştum yanına ve ilk kez kollarıma aldım meleğimi, hani kollarımda can verir diye korktuğum, bir kez bile sarılamadığım meleğim, işte o an, benim kollarımda can veriyordu. Kollarıma alır almaz önce gökyüzüne baktı “Allah’ıma şükür yetiştim” dedi mutlu bir ifadeyle ve sonra bana bakarak “Sana kıyamam bebeğim” dedi gülümseyerek. Kanlar içinde kollarımda can çekişirken bile beni düşünüyordu. Sözleri ilk defa bana acı veriyordu. Çaresizce ağlıyor, bir yandan etrafıma bakarak “ambulans”, bir yandan da meleğime bakarak “gitme” diye bağırıyordum. Meleğim son nefesini veriyordu gözlerimin önünde, bir şey söylemek istiyordu fakat ağzından kanlar boşalıyordu, o ise ısrarla söylemek istiyordu, zorluyordu kendini. Onun bu durumuna çaresizce ağlamaktan başka bir şey yapamıyordum. Gözlerimin içine bakıyor, gözleriyle anlatmak istiyordu sanki diyeceklerini. Biraz daha çabaladı ve "seni..." dedi devamını getiremedi. Devamını getirmeye çalışıyordu ama çok acı çekiyordu. Bir kez daha kanlar boşalan dudaklarından o kan kokan sözleri söylemeye çalışıyordu ve "seni se…" dedi. Ağlamaya başladı ama ben anladım meleğim demek istediklerini, “bende seni seviyoruum" dedim defalarca, haykırarak. Gülümsedi ve bebeğim gözlerini yumdu. Kollarımda can verdi. Burnumdan akan kanı yüzümde hissetmemle birlikte gözlerim kararmıştı ve orada bayılmışım.
Ertesi gün hastanede açtım gözlerimi. Bir telaşla gözlerim onu arıyordu, herkes başucumdaydı ama o yoktu. Ağlıyordum, inanamıyordum bebeğimin öldüğüne, "gelecek değil mi" diyordum ısrarlı bir şekilde. Ama hiç birisinden ses çıkmıyordu. Yalvarırım biri bir şey söylesin, bir rüya gördün, hastalandın o yüzden buradasın desin. Annem ağlamaya başladı ve sırayla odada ki herkes ağlamaya başladı. Annem, babam, ağabeyim, meleğimin annesi, arkadaşlarım... İnanmak istemiyordum bir türlü, saate baktım, saat 11:29 idi. "eyvah, geç kaldım" deyip telaşlı bir şekilde hastaneden çıktım. Koşar adımlarla aşkımızın başladığı o yere gittim ama meleğim orada da yoktu. Bekledim, gelir dedim. Dakikalar saat oldu ama benim meleğim yoktu. Gerçek yüreğime yerleştikçe isyan etmeye başlıyor, durmadan ağlıyordum. Kendime zarar veremiyordum çünkü o benim canım.
O öldükten sonra her gün durmadan yağmur yağdı. Doğa, yeniden küsmüştü hayata. Şimdi anlıyorum sonbaharın hüznünü. Onlar ayrılıklara sitem ediyor aslında.
Her gün yağan yağmurla, anılarımızın geçtiği o bank da bekledim.
Tanıştığımız gün nasıl da bebeksi bir ifade vardı yüzünde, ya eve giderken ki mutluluğum. Ya, ben onu çok özledim.
Günlerce, onsuz geçen her an, bir damla yaş akıyordu gözlerimden. Kara bulutlar yüreğime inmiş, güneş ise terk etmişti cennetimi.
Bekledim, hep bekledim meleğimi. Gözlerim gökyüzünde beni de yanına almasını bekledim. Yıldızlar belirdi bir bir, işte, bizim yıldızımız da orda, ama sen nerdesin meleğim. Nasıl da tatlıydın sen yıldız seçerken. Saatine bakıp, dilek dilerken. Saat şimdi 23:23. Yanıma bakıyorum belki yanımda belirirsin diye ama yoksun. Gözlerimde ki seni hissediyorum sadece akan gözyaşlarımda. İntihar edemiyorum cennetinden uzak olacağım diye. Kendime zarar veremiyorum seni de inciteceğim diye. Boynum bükük, çaresizce ağlıyorum. Yapamıyorum... Dayanamıyorum…
Her gün yanımıza gelip kendini sevdiren, aşkımıza şahit olan kedimiz oturduğumuz banka gelmişti yine ama benim meleğimi görememişti. Yere yüzükoyu uzanıp, gözlerimin içine bakarak ağlamaya başlamıştı. O da hissetmişti meleğimin öldüğünü. Kedimizin gözyaşları yüreğimi parçalamış, hıçkıra hıçkıra ağlamama neden olmuştu.
Dakikalar saatleri kovaladı günler geçti ve o da aynı nokta da benimle birlikte bekledi meleğimi. Ve bir gün kedimiz birden bire yerinden kalkarak meleğimin oturduğu yere yöneldi ve kendini boşluğa sevdirdi. Anlam veremiyor, heyecanla onu izliyordum. “Hani kedilerin kalp gözü açıktır, melekleri görebilir derler ya, o zaman meleğim yanımda şuan.” diye içimden geçirip, bir heyecanla “meleğim” dedim, bankı inceledim belirir diye ama göremedim. Yanımda olduğunu bilmek ve görememek bana çok acı veriyordu. O üzüntüyle de bayılmışım orada. Gözlerim kapanır kapanmaz meleğimi gördüm karşımda. Bakışlarında özlem vardı yine, ama sözleri kendime iyi bakmamı istedi. “Beni de al yanına, ne olursun” dedim “yapamam, sana kıyamam“dedi. “Biliyorum, gözlerimi açınca seni bir daha göremeyeceğimi biliyorum, ama ben gözlerimi açmak istemiyorum. Ben seni çok özlüyorum.“ dedim. O da bana “ sadece zamana bırak ve kendine o zaman içerisinde iyi bak, senin üzülmene dayanamıyorum, üzülme, ne olursun” dedi. Boynum bükük, buğulu gözlerle ona tamam diyordum. Aklıma takılan bir olay vardı ki, o da, bana arabanın çarpacağını bilmesiydi. “Meleğim nasıl bildin” dedim, “odama git bebeğim” dedi ve gözlerimi açtım. Kedimiz kucağımdaydı... Mutluydu... Ve kendini bana sevdiriyordu.
Güneşin doğuşuyla kendimi toparlayıp bir heyecanla meleğimin evine gittim. İzin aldım ve meleğimin odasına girdim. Kapıyı açar açmaz içimde ki özlem artmıştı. Onun kokusu, onun teninin değdiği yatak, onun eşyaları... Odasının her köşesinde çekindiğimiz resimleri, yanında ki ıslak mendilleri, o ilk gün ki elbisesi...
Meleğimin odasını özlem dolu bakışlarla izlerken, yatağının hemen başucunda açık kalmış günlüğünü gördüm. Elime alıp, heyecanla okumaya başladım. Tüm anılarımızı yazmış birer birer. Tanıştığımız günden bu güne kadar ne yaşadıysak. Gözyaşlarım noktası oluyordu cümlelerin. O aşk dolu yazıları hüzün oluyor, gözlerimle birlikte harfleri de ağlıyordu kelimelerin. Ve son sayfayı okumamla birlikte, soluduğum her nefes bana haram olmuş, yeni günlere lanet etmiştim.
“11 Aralık 2006 / 23:50 Hayatımın en güzel günüydü. Bana böyle büyük bir aşk, melek gibi bir sevgili verdiğin için sana çok teşekkür ederim Allah’ım.
Bugün bir yıldız seçip dilekte bulunduk biliyor musun? Şimdi birisine söylesem kabul olmazmış aşkım öyle söyledi. Bende seninle paylaşmak istedim. Ne de olsa sırdaşız değil mi? İçimden geçirdiğim dilek “beni onsuz, onu bensiz bırakma Allah’ım. Ama eğer bir can alınması gerekiyorsa, alınan can benim olsun, ona bir şey olmasın, kıyamam, dayanamam“. Bak yine ağlıyorum mutluluktan. Mendillerim gözyaşım kokuyor artık. Duygularımı anlatacak kelime bulamıyorum yine.
Saat 23:58 olmuş. Hemen uyumalıyım. Meleğimle rüyamda buluşacağız her zaman ki gibi. Onu çok ama çok seviyorum.
12 Aralık 2006 / 07:14 Şu an nefes nefeseyim. Az önce hayatımın en kötü rüyasını gördüm. Gözyaşlarımı tutamıyorum ya. O kadar gerçekçiydi ki. Ooff… Kalbim çok acıyor.
Aşkım kahverengi bir mont, gri bir kazak, açık mavi pantolon giymişti. Beni eve bıraktıktan sonra köşeden bir taksi geçmişti. Ve yaklaşık 1 dakika sonra aşkım köşeyi döner dönmez ona bir araba çarpıyordu. Her yeri kanlar içersinde yerde öylece yatıyordu. Şuan her yerim titriyor. Allah’ım, yalvarırım rüyam gerçek olmasın. Bebeğime bir şey olmasın. Ona kıyamam ben.
Umarım o kan kokan elbiseleri giymemiştir. Eve gelince hemen sana anlatacağım. Çok korkuyorum. Ama ona belli etmeyeceğim. O mutlu, sevgi dolu, uğruna canımı bile verebileceğim yüreği acımasın, üzüntü yerleşmesin diye, ona söylemeyeceğim. Onu çok ama çok seviyorum.”
SON NEFES
Meleğim, sen öldükten sonra hastane de yattığımda, kanser olduğumu tespit etmişler. Ve bir yıl ömrüm kaldığını söylemişler anneme. Aylar geçti ve bugün (12 Aralık 2007), son günüm. Senin de cennetine gittiğin tarih.
Nihayet kavuşacağız meleğim. Dileğim kabul oldu. Bu dünyadan ayrılmadan önce bir kâğıt, bir de kalem aldım elime, aşkımızı ölümsüzleşmek için yazdım hikâyemizi. Ve her şeyi dün yaşamış kadar heyecanlı, gözü yaşlıyım.
Meleğim, söz vermiştim kalbime, seni tanımadan önce. Bir melekle tanıştıracaktım onu ve o, yüreğimin son misafiri, cennetimin tek meleği olacaktı. Ben kararı gözlerinde vermiştim. Cenneti senin gözlerinde görebilmiştim. İnanmıştım. Ve inandığım gibi de oldu. Meleğimsin sen benim. Yüreğime cenneti sen getirdin.
Rüyanda gördüğün o elbise var ya, işte o elbise var üzerimde sen öldüğünden beri. Rüyan gerçek olur, bir gün bende ölürüm diye, hep o saatte, o elbiseyle oradan geçtim. Ama olmadı. Azrail beni de almadı.
Biliyor musun, bende o gün bir rüya görmüştüm. Hava kararmadan, seni erkenden eve bırakmamın sebebi de buydu. Rüyamda, hava karardığında, seni evine bırakmaya Küfür Yasakürürken, o günün de biteceğinin hüznü ve özlemiyle birbirimizin gözlerinde kaybolmuşken, bir araba, hızla bize çarpıyordu. Yerdeydik ikimizde, kanlar içinde. Ben hareket ediyordum ama sen cansızdın. Ağlıyordum, sürünerek kanlar içinde yanına gelmeye çalışıyordum. Tam elini tutacakken uyandım ve durmadan ağladım. Nasıl titriyordu bedenim biliyor musun? O bebeksi yüzünü sevmek için elimi yüzüne uzattığımda, incinirsin korkusuyla titreyerek elimi geri çekermişim gibi. Ve bende günümüz bozulmasın diye sana belli etmeyecektim ama yüreğimiz buna dayanamadı ve bütün gün hissettirdi bize bu acıyı.
O elbiseyi annem bana doğum günü hediyesi olarak almış. Öldüğün gün giyecektim ama bende rüyamda o elbiseyi giymiştim. Gerçekleşmesinden korkmuştum. Ama korktuğum başıma gelmişti.
Sen cennetinde olsan da, ben seni hep yanımda hissettim. Çünkü içimde ki cennete seni hapsettim. Ölüm bile bizi ayıramaz. Ayıramadı da. Seninleyken yüreğim sımsıcak olurdu. Ama şimdi üşüyorum, çok üşüyorum.
Gözlerim kararmaya başladı. İçimi bir huzur kapladı. Zamanı geldi sanırım. Çok mutluyum çoook… Elveda yalan dünya. Bu aşk, bu dünya da yarım kalsa da, cennette devam edeceğiz kaldığı yerden, sonsuza kadar. Meleğim, cennette görüşmek üzere. Seni Se...
|
|
|
|
|
157
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / telefondaki ses
|
: 25 Kasım 2007, 19:51:07 Paz
|
|
David o gün çok yoğundu, seçim kampanyaları devam ediyordu. Aceleyle çevirdiği telefonda karşısına çıkan şarkı gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı. Özür dileyip kapattı. Ama o hoş ses aklından çıkmıyordu.
Ertesi gün sabah erkenden o numarayı aradı. Telefon çalarken kalbi çok hızlı çarpıyordu. Evet karşısında yine o tatlı ses vardı. Kendisini tanıttı. Konuşmaya başladılar. Konuştukça kızdan dahada etkileniyordu.
Günler geçti. Hergün onunla konuşuyordu, onun sesini duymadan güne başlayamıyordu. Kızgın olduğunda sakinleştiriyor, üzgünken neşelendiriyor, monoton günlerde yeni heyecanlar aşılıyordu. O soğuk kış günleri bu sıcacık sesle ısınmış ve bahar gelmişti.
Bu arada seçim kampanyalarıda çetin bir şekilde devam ediyordu. Aklından ve kalbinden çıkaramadığı o kızla evlenmeliyim diye düşünmeye başladı. Bu kampanyası içinde olumlu olurdu. Danışmanı başının etini yiyordu.
- "Evlenirsen, ratingin 10 puan artar" diye...
Şu ana kadar bu konuyu pek ciddi düşünmemeşti. Neden olmasın dedi ve hızla telefonu çevirdi. Hiç nefes almadan evlenmek istediğini söyledi, kampanyasını anlattı, hayallerinden bahsetti, seçimden sonra karayiplerde bir balayından bile bahsetti. Onun çoşkusu genç kızada geçmişti. Ama bir anda sessizleşti ve mırıltılı bir sesle :
- "Henüz beni görmediniz, ya beğenmezseniz." dedi.
David "Bu kadar güzel bir sesin ve kalbin sahibi çirkin olamaz herhalde" dedi.
Bu arada eski neşesini ve çoşkusunu kaybetmişti. O zaman yarın buluşalım dedi. Buluşacakları yeri konuştular.
Ertesi gün David heyecanla buluşacakları yere geldi. Biraz sonra uzaktan yanında köpeği ile güzel bir kız geliyordu. Acaba o mu diye düşündü. Ama parkın o kısmındaki tek kişi olmasına rağmen ona bakmıyordu. Uzaklara çok uzaklara bakıyordu. Sanırım o değil dedi. Kızın gözlerinde güneş gözlükleri vardı. Kızın gözlerinin ne renk olduğunu düşünmeden edemedi.
Kız David ile telefondaki meleğin buluşacağı havuzun yanına kadar geldi. Oda ne elinde bir beyaz baston vardı. David şaşkınlıkla ona bakakaldı. Bu o telefonlarda konuştuğu meleğiydi. Ama o kördü. Ne yapmalıyım diye düşündü. Kaçıp gitmeli mi? Herşeye rağmen elini tutup konuşmalı ve onunla evlenmeli miydi? David yutkundu ve birkaç adım atıp, kızın yanından geçip sessizce gitti. Parkın dışına çıktığında son birkez dönüp kıza baktı. Kız hala uzaklara doğru bakıyor, köpeğiyle konuşuyor ve David'i bekliyordu.
David günlerce, onu bekleyen kızın hayalini unutamadı. Sürekli doğruyu yaptığına kendini inandırmaya çalışıyordu. Bazen eli telefona gidiyor, o gün işim çıktı gelemedim deyip, yine herşeye yeniden başlamayı düşünüyordu.
Günler geçti ve seçimler sonuçlandı. David seçimleri kaybetti. New Jersey valisi olamamıştı. Yine avukatlığa devam etmeye başladı. Noel hazırlılarının devam ettiği o öğlen, sekreteri içeri girerek, davanın 25 dk sonra olacağını hatırlattı. Hızla hazırlandı. Çantasını alıp adliyeye gitti. Yerine geçti oturdu. Önemli bir tecavüz davası görülüyordu ve sanığı David savunacaktı, işi zordu. Biraz sonra karşı taraf ve hakimde yerlerini almıştı. David ilk tanığa sorusunu sordu. Moralinin bozulmaması için karşı tarafın avukatına dönüp bakmamıştı bile. 2.tanık ile ilgili notlarına bakarken, yüksek topuklu bir ayakkabı sesi duydu. Karşı tarafın avukatı tanığın yanına gidiyordu. Avukat konuşmaya başladı. Bu ses çok sert, acımasız ama bir o kadarda tanıdık geldi.
Başını kaldırdı daha bir dikkatle baktı. O sırada saçlarını sımsıkı topuz yapmış, menekşe gözlü, dudakları bir çizgi gibi kapalı avukatla gözgöze geldi. İşte o anda gözlerinde birden başka bir görüntü canlandı. Çağlayan gibi omuzlarından aşağı sarkan sarı saçlar, heran gülmeye hazır yürek şeklinde dudaklar, melek gibi bir yüz ve güzel bir vücut. Bu o parktaki kız olabilir miydi..?
Yoksa halisülasyonlar mı görmeye başlamıştı. 2 saat sonra dava bittiğinde hiç bir şey hatırlamıyordu.
Yanından hızla geçen avukatın peşinden koşup bahçede yakaladı. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki. O menekşe göze ta gözbebeklerinin içine kadar sımsıcak bir şekilde baktı; o çizgi halindeki dudaklar güller gibi açarak gülümsedi ve şarkı gibi melodik bir ses duyuldu.
- "Merhaba o gün parkta sana şaka yapmak istemiştim.. Herşeye rağmen beni isteseydin, cesurca yanıma gelip bana telefondaki meleğim demiş olsaydın. Ya da 1-2 saniye daha bekleyebilseydin. Sana evet demek için gelmiştim. Oysa sen kendi kalbini sınavdan geçirdin ve başarısız oldun. Bu arada, sürekli aradığın... ya da parktaki günden sonra hiç aramadığın telefon, ofisimdeki direkt telefondu."
Ve telefondaki melek yürüyüp gitti...
|
|
|
|
|
158
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / Yaşanmış Bir Sevda Masalı
|
: 25 Kasım 2007, 19:50:34 Paz
|
|
"(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun".
"Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş...
Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış...
Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış...
Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.
Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler...
Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.Reklam Yasak üyesi olmak için tıklayınız]> Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini... Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş... Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi... Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler...
Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara... Dağ, taş dillenirmiş sesinde... Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa...
Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.
Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.
İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....
Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından... Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara bu iki çiçeğin, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış... Tarifsiz bir acı çökmüş her yana...
İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri... Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir.
Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler...
Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide...
|
|
|
|
|
159
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / hayata ucundan tutunma.bogazından yapıs
|
: 25 Kasım 2007, 19:49:50 Paz
|
|
Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evli idiler, iki yaşındaki küçük Ceren’leri ile mutlu idiler...
Aslında bayan mutluluk rolü oynuyordu. Yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı, bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir işi olamamıştı. Mimardı, ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde gecen her boş gününü hayatından koparılmış boş bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir şey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediğini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceği her şey onunken, mutlu olması için gerekli her şeye sahipken o mutsuzdu..
Yağmurlu boğucu bir günde elinden okuduğu kitabı bıraktı, gidip bir kahve yaptı, sonra gözü kocasının sadece iş için kullandığı bilgisayara erişti, gecen gün gazetede okuduğu yazıyı hatırladı: ''internette chat!!''
Yalnızdı.. yeni taşındıkları bu şehirde üniversiteden bir dost dışında kimseyi tanımıyorlardı.. belki internet sayesinde bir kaç dost edinebilirdi.. bilgisayarın başına oturdu. kahvesini ağır ağır yudumlarken internette gezinmeye başladı.. arada havadan sudan sohbetler de yapıyordu chat odalarında, chat yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark edemiyordu..
Sonra bir gün gelen bir mesajı açtı. Mesaj da: “Hayatin ucundan tutmayın tam boğazına yapışın” yazıyordu.. Dondu kaldı bayan. Hayatın ucundan ne kadar isteksiz ve kuvvetsiz ve ellerinden kayıp gitmesine ne kadar kolay izin verilecek şekilde tuttuğunu o gün fark etti. Hayatın ümüğüne sarılacak gücü yoktu ki..
Altan’la o gün tanıştılar. Altan da onun gibi evli ve bir kız babası idi. Birbirlerine hiç yalan söylemeyeceklerine söz verdiler.
bayan Altan’la konuşurken dünyayı unutuyor Altan’la uyuyor, Altan’la uyanıyordu, hiç tanımadığı bu adamı bir dakika bile aklından çıkaramıyordu. Bir adam nasıl bu kadar zarif olabilirdi? Bilgisayarını her açışında bir demet kırmızı gül buluyordu yollanmış ve güller arasında bir kart: “Günaydın!! Senin için mutlu bir gün olsun, güneş bugün senin için doğsun” Altan ne yaş gününü unutuyordu, ne yılbaşında kart atmayı, zaten her sabah değişik bir kart görme coşkusu ile koşuyordu bilgisayarına bayan, artık Altan soluyor, Altan yudumluyordu. Yüzünü hiç görmediği bu adama delice aşık olmuştu.
Ne yapıyordu bayan? Medcezir gibi ne yaptığını sorgulayan duygularla bir gelip bir gidiyordu. Altan evli idi, bayan da.. Birer çocukları vardı. Üstelik bayan büyük bir aşkla olmasa da, büyük bir sadakatle kocasını seviyordu.
İki kişiyi sevebiliyormuş insan demek, birbirine benzer ama bir o kadar farklı duygularla demek diye geçirdi içinden.. Sonra, toparladı kendini. Açmamalıydı artık bilgisayarını, bu şekilde noktalamalıydı bu aşkı.
Aldığı kararı açıklamak için oturdu bilgisayarın önüne, hoşça kal diyecekti.. Bu peri masalı bitmeli, yoksa biz biteceğiz diye başlayacaktı söze.
Altan gene bir demet kırmızı gül yollamıştı. Üzerine “Yarın sevgililer günü seni yakamozda bir demet gerçek gülle bekleyeceğim, saat 13.30 da sevgilim” yazmıştı.. bayan yine dondu. Kaç zaman boş gözlerle ekrana baktı kim bilir? Sonra yazmaya başladı. gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu. Sevgili Altan, yarın ne yakamozda olacağım, ne de senin güllerini alacağım. Biz yıllar önce yaptığımız seçimleri yaşıyoruz. Seni sevmedim diyemem, ama 13 yılımı verdiğim bu aşkı da bitiremem. Aradığımız bir heyecandı. Bunu aşk adı altında yaşadık. Artık uyuduğumuz rüyadan kalkalım. Her şey çok güzeldi ama her güzel şey gibi bitti. Hoşça kal. Gitmeden önce söz veriyorum.. ucundan tutmayacağım hayatın tam boğazına sarılacağım.. Hoşça kal Canım! Bütün gece uyumadı bayan. Kocası bu garipliği fark ediyordu. Sevgililer gününü evde geçirelim demişti kocasına, ama kocası ısrarla dışarı çıkmak istiyordu. Direnecek gücü yoktu bayanı gidip giyindi. Kızlarını bir arkadaşlarına bırakıp yemeğe çıktılar. Yol boyunca pek konuşmadılar zaten son 3 aydır çok az konuşuyorlardı. Altan'la tanışalı 3 ay olmuştu.
Deniz kenarında bir balık restouranına oturdular, yemeklerini ısmarladılar. Çaylarını yudumlarlarken adam: “sevgililerin en güzeline” diyerek bir küçük kutu uzattı. bayan çok şaşırmıştı, kocası uzun zamandır hediye almayı bırak özel günleri bile hatırlamıyordu çünkü.. kutunun içinden çıkan yüzüğü parmağına geçirirken gözleri doldu bayanın.. Tam o sırada garsonun uzattığı bir demet kırmızı gülle irkildi. Güllerin arasındaki kartta “Boğazına yapıştığımız bu hayatı sonuna kadar birlikte geçirelim, seni yakamoza getiremedim ama 13 yıl sonra tekrar kendime aşık ettim, sevgilim''
Kocan Turgay(Altan) yazıyordu.. bayan artık gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu bu sefer hüzünden değil mutluluktan ağlıyordu.. 13 yıl sonra kocasına tekrar aşık olmuştu.. Sevgiyi lütfen uzaklarda aramayın...
Alıntıdır
|
|
|
|
|
160
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / kolejli kız
|
: 25 Kasım 2007, 19:49:07 Paz
|
|
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar.Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..Delikanlı, çokk popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çokk hafif bir gülümseme, çokk minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız..""Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya Küfür Yasakürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çokk ama çokk şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çokk popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çokk şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti. Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken.. "Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar... Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli..Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çokk teşekkürler.Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çokk hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok..""O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..""Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.."Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..."Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken.. "Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar, çokk ama çokk uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çokk uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!
KOLEJLİ KIZ **SON**
Telefonum çaldı, dün sabah.. Nerdeyse yaklaşan yarım asrın ardından.. 1960'tan bu yana ne görmüştüm, ne duymuştum.. Evlenip yurtdışına yerleştiğine dair bir haber almıştım, hepsi o.. Tam 45 yıl sonra arıyordu işte, gazetenin üzerinde yazılı telefonumdan..Tüm canlılığı ile sesi kulağımdaydı gene.. Hiç yaşlanmamıştı, hâlâ cıvıl cıvıldı.. Hâlâ o Kolejli kız sesiydi, kulağıma gelen..Oydu.. Voleybolcu..Hani.. "Ne hasta beklerdi sabahı Ve ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar" Vardı ya.İşte o.Bunca yıl sonra niye aradığını sormadım.Gazeteyi okumuş, ya da Yaşamdan Dakikalar'da izlemiş olmalıydı. İnanılmaz bir konuşma oldu.Olup bitenlerden, yazıp anlattıklarımdan tek kelime laf etmeden.. Tek kelime sitemleşmeden.Hani dün birlikte yemek yemiş ayrılmışız da, bu sabah telefon ediyor gibi.Aradaki 45 yılı silerek, yok sayarak, dünün ardından bugün gibi konuştuk.Okurlarımın pek çoğundan e-mail almıştım.. "Peki hikâyenin sonu ne oldu" diye.Yazmadım.Bilmiyordum ki.Sordum, anlattı.Vedalaşmamızdan birkaç ay sonra Kolej'i bitirmiş.Birkaç ay sonra da, yakın bir kız arkadaşının ağabeyi ile hızlı bir tanışma sonunda evlenmiş.Delikanlı doktor.Yurtdışında çokk cazip bir iş bulmuş.Hemen Avrupa'ya taşınmışlar.Gidiş o gidiş.39 yaşında bir oğlu var. 30 yaşında da bir kızı.Yani, aile de hemen genişlemiş.Yedi yıl önce boşanmışlar.Çocukları da yuvadan ayrılmış.. Yalnız.. Dönmeyi düşünmemiş.Artık yeni ülkesine iyice yerleşmiş, alışmış, düzenini öyle kurmuş ya.. Kalmış orada.Ara sıra tatile geliyormuş.Burada bıraktığı ailesini görmeye."Seni dün aradım, bulamadım.İstanbul'daydım.Buluşup bir kahve içmek istedim.. Yoktun. Ulaşamadım" dedi.. "Şimdi Ankara'daydım, burdan da dönüyorum artık.. İnşallah bir dahaki sefere..""Bakarsın benim de oralara yolum düşer, belki de ben gelirim" dedim.. "Telefonun kayıtlı nasılsa.." "Çok harika olur" dedi.. "Seni gezdiririm.." Kapattık.İçim bir hoş.Anlatılmaz bir hoşluk.Şaşkınlık.Karmakarışık duygular.. Tam o sırada Yasemin daldı odama.. "Kimi bağladığını biliyor musun" dedim.. Adını söyledi.. "Tamam da" dedim, "Kim o peki?.." Merakla baktı gözlerime.. "Voleybolcu" dedim.. Bayılıyordu
|
|
|
|
|
161
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / İki kum tanesinin askı
|
: 25 Kasım 2007, 19:48:05 Paz
|
|
Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında, canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler. Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler. Bir gün biri diğerine "sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim" demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız, sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar. Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış. Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar. Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş. Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra birbirlerini hiç görmeden,mesafelere, engellere rağmen sevmeği öğrenmişler. "Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize" demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler. Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar. Sevdiklerinin, sevdalarının, yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği
anımsamışlar. Dilek şöyleymiş "Allah'ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin." Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini sandıkları yılları aslında birbir yanı başlarında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.
Dilekleri kabul olmuş umutla, sabırla, acıyla, yakında, uzakta...her şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar. Sevmeği bildikten sonra mesafeler, acılar, yıllar, aylar...asla sevdayı söndürmez ama sevmeği bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan...
ALINTI...
|
|
|
|
|
162
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / içim acıyor
|
: 25 Kasım 2007, 19:46:51 Paz
|
|
Bundan tam 9,5 ay önce onunla kar$ıla$mı$tım,o farketmi$ti beni..Yanıma gelip büyük bir cesaretle gözlerin çok güzel deyip uzakla$mı$tı yanımdan.Sonra çalı$tığım yere gelip bir arkada$ımı devreye sokup tanı$mı$tık.Beline kadar saçları küçücük elleri vardı,daha 17 ya$ında ama duru$u ve tavırlarındaki olgunluk beni etkilemi$ti.Yüzü o kadar tatlıydıki.Bundan önce a$ık olduğumu sandığım insanlara aslında a$ık olmadığımı farkettim onunla ili$kimiz ba$ladığında.Hani derler ya a$k sarho$luğu ben onu ilk defa onda tattım.İkimizde ne olduğunu anlam verememi$tik,o beni istiyordu bende onu ve bunu herkeresinde birbirimize söylüyorduk.Resim kurslarına giderdi sabahları erkenden kalkıp,her sabah erken kalkar onu ben bırakırdım kursuna.Çevremizde o kdr çok arkada$ımız vardıki herkes bize gelp siz ne kdr çok birbirinize yakı$ıyorsunuz derdi.Bizde tebessüm edip gurur duyardık bundan.Üniversite olarak izmir'i istiyordu ben de izmir'i çok istiyordum kazanmasını çünkü ailem 1 sene içinde oraya ta$ınacaktı ve izmir'de teyzemler vardı onu istediğim zaman gidip görebilecektim ve Allah'tan hep istediğimiz oldu izmir'i kazanmı$tı hemde 9 eylül güzel sanatları.Sınav ko$turmalarında 1 ay yoktu bende bulunduğumuz $ehirden geri ailemin yanına dönmü$tüm.O da kazandıktan kısa bir süre sonra tanı$tığımız $ehirden ayrılıp izmir'e yerle$ti.Hergün özler, hergün telefonda saatlerce konu$urduk.Bir sorun ya$adığımızda kar$ılıklı oturup hep çözüme kavu$tururduk..Taki $u 1 hafta öncesine kadar.Onu çok kıskanırdım,bu benim karakterimde var,elimde değildi.Bazen gitmemesini isterdim bazı yerlere,bazen bazı $eyleri yapmamasını isterdim ve bu patlak verirdi onun tarafından.Sıktığımı söylerdi.Hak verirdim,haklıydıda.Nasıl olduysa kendimi kontrol etmeye ba$ladım,sıkmamaya ona birtakım engeller koymamaya rahat bırakmaya ba$ladım.Bu zamanlarda da neredeyse her ay yanına gider beraber aynı evde kalırdık.Hep istediğimiz olmu$tu hep $ükrettik.Yılba$ı ak$amında olmayı istemi$tim yanında o dahi olmu$tu.İlk defa yılba$ı ak$amı sevdiğimin yanında güzelim izmir'de sadece 2'mizdk.Sanki mutluluktan uçuyorduk ama o ak$am karnıma ağrılar girdi ve geceyi mahvettim benim karın ağrım eve dönmek zorunda kaldık.Fakat eve dönmek için tam 1 saat alsancakta otobüs beklediq balçovaya gidebilmek için ve bu sürede karnım delirmi$ti ayakta duramıyordum ve hava soğuktu.Bana tüm vücuyduyla sarılıp,tam 1 saat boyunca ısıttı beni.Kendi kendime dedimki o benim her$eyim o benim tek sewdiğim hayatımın tek anlamı dedim ve ili$kimiz ba$layalı 8 ay olmu$tu.Bunun gibi birçok güzel anlarımız oldu.En son 1,5 ay önce yanındaydım.Okulu tatile girmi$ti ve evlerimize beraber döndük fakat yarı yola kadar.Çünkü o bursaya bense gönen'e dönücektim.Balıkesir merkezde ayrılmak zorundaydık.Gözlerimden gitmiyor o sahne.Bana sarılıp ağlamaya ba$lamı$tı.Daha öncede giderken ağlamı$tı ama bu sefer çok dokunmu$tu.Güçlükle ayakta duruyordum,zor tuttum kendimi ağlamamk için çnkü ağlamamı hiç istemezdi.Son bir defa bakıp otobüse bindi ve gitti..Bu onu son görü$ümdü..Ailesinin yanında 1 ay kaldı.4-5 gün önce tekrar izmir'e döndü.Bu süre zarfında yine kavga etmi$tik bir kaç defa telefonda ama yine çözdüğümüzü dü$ünüyordum.Son günler bana soğuk davranmaya ba$ladı,nedenini sordum dün ona.Ne oluyor bebeğim bize dedim?bebeğim derdim hep ona o da bana meleğim derdi..Söylemek istemedi ba$tan neden böyle davrandığını ve diretince kelimeler döküldü,her cümleler ağzından çıkı$ında beynime yıldırımlar dü$üyordu,elim ayağm çözüldü.Yapamıyorum dedi olmuyor dedi..Ne olmuyor dedim?Yapamıyorum bu sevgi bana ağır geliyor dedi.Denedim olmuyor dedi.Bunu bana diyen,beni hiç bırakmayacağını,benim e$im olacağını,seninle varoluyorum diyen bebegimdi.ağlamaya ba$ladı.Affet beni dedi.Ne olduğunu anlamamı$tım bile.ya$adığımız 9,5 ay gözlerimin önünden geçti bi anda.nasıl olurduda sevgim ona ağır gelirdi?hemde o kdr çok sevdiğini söylerken.ba$ka bir$eymi var dedim.Yok dedi.Bana yalan atmaz onu çok iyi tanıyordum.Neden buysa buydu.Oturup konu$alım dedim nerden çıktı bu dedim,elbet çözümü vardır dedim.Dinlemedi.Bir $ans vermicekmisin bunca ya$adıklarımızın hatrına dedim.Hani sen demedinmi a$kı,a$ık olmayı,sevmeyi,sevilmeyi,bağlanmayı,sarılmayı sende öğrendim diye..hani nerde her gittiğimde daha önceden yazmı$ olduğun mektuplardaki sevgin?Nasıl olurda da çekip gitmek isterdi?Hayatta hep güçlü olmayı denedim ama onun kar$ısında olamadım ve yalvardım gitme diye.Senle hayat buluyorum dedim ve bunu hep söylerdim ona.Gidersen mahvolurum dedim.Çünkü o da biliyordu geleceğimi dahi onun üzerine kurmu$tum.Her$eyi planlamı$tım.Bütün planlarım bütün her$ey mahvoldubeni yanına çağıracağını beklerken o çıkıp gitmek istediğini söyledi,hemde ona gidip o güzel yüzüğü almı$ken..pembe kesenin içindeki o tatlı yüzük..belkide onu o küçük parmağına takmak hiç nasip olmucak
içim acıyor,uyuyamadım neredeyse hiç,gideli 1 gün bile olmadı,o kadar doluyumki..Evin her kö$esinde bir çocuk gibi ağlıyorum.Kabul edemiyorum,beni sevdiğini çok ii biliyorum.Aklıma kötü $eyler geliyor.Zor dayanıyorum $u an.İnancım ayakta tutuyor beni.Kur'anımı açıp okudum belkide okumasaydım hiç yatı$amıcaktım belkide buraya içimi dökme $ansım hiç olmucaktı,ben hiç olmucaktım bugünden sonraBuraya neden yazdığımı bilmiyorum,$u an konu$acak kimse yok,gözya$larıma engel olamıyorum.korkuyorum hemde çok korkuyorum.Allah'tan hep onu istedim..Hala onu istiyorum..Bana dönmesi için her$€yi yaparım..küçücük bir umutla ya$ıyorum,son sabrımla ya$ıyorum..sabrımın bittiği yerde bende bitmi$ olucam ne ruhum ne de kalbim bunu kaldırır olucak.buraya birgün ölmek istediğimi,bebeğimin artık benim bebeğimin olmadığını,gittiğini yazacağımı hiç dü$ünmedimnolur beni anlayın..
Edit[28.07.2007]:Çok çok uzun zaman oldu bunu buraya yazalı..Aradan çok olaylar geçti...Şimdi bu yazdıklarımı ve yazılanları okurken bile çok duygulandımŞu an ne o var ne de ondan birşeyler..Geriye kalbimin derinliklerine attığım kocaman bir sevgim var ve artık tamamen yok .. Allah kimselere vermesin bu kalp acısını hele askerdeyken hiç vermesin..7,5 aydır askerim ve askerdeyken gitti..Artık dönüşü olmayan bir gidiş..Neyse belkide kapanmalı bu konu ya da silinmeli..Çünkü ben bile okuduğumda tekrar tekrar duygulanıyorum..Neyse kalın sağlıcakla dostlar..Sevdikleriniz hep yanınızda olur inşallah.. alıntıdır
|
|
|
|
|
163
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / fark ettin mi?
|
: 25 Kasım 2007, 19:46:00 Paz
|
|
SensizLiğe alısamadım Sevdiğim,aLış deme bana Gücüm yok..
Sensiz uyanamam yeni güne , Sensiz sonLandıramam..Anlamı kaLırmı ki.?MutLu oLabilirmiyim.?GüLebiLirmiyim.?
AğLayabiLirmiyim bi daha.?Hayır,yapamam..HaLen aynaya bakarken seni görüyorsam , yapamam..
Yapmacık hayatLarın tam ortasındayım..Uçuruma sürükLesem kendimi sana bişey oLur , kıyamam .. MutLu hayatLara doğru yürüsem, Seni , yokederim içimde,Dayanamam..Ne yapsam , nası yapsam da senLe beraber yaşasam..
SenLe beraber anLam buLsam , anLamsızLığımı Savursam rüzgara..Düşünüyorum , ama yoL buLamıyorum, Çıkmazdayım..
Korkuyorum sana yakLasmaya..Elimi uzatsam canımı acıtacakmışsın gibi..Bu kadar büyük mü bana oLan nefretin,Bu kadar çabuk mu unuttun beni .?
AnLamıyorum,anLayamıyorum..HaLbuki sen okadar güzeL anLatıyorsun ki vurdumduymazLığınLa...
İçimdeki saf aşkını , senin gün be gün bitirme çabaLarına rağmen , o kadar güzeL yaşıyorum ki...
Biliyorum sen ordasın ve ben seni bitirmedikçe gitmeyeceksin..
Ve bunu biLmek biLe bana hayatın Tüm güzeLLikLerini veriyor Sen bir sözünLe herŞeyi yıksanda..
Ben Beni unuttum be Sevdiğim..BenLiğimi senden sonra kaybettim...SAHi, Ben Kendimi Sende Unuttum , Fark ettinmi.?
|
|
|
|
|
164
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / doğum gününde basladı d.gününde bitti(alıntıdır)
|
: 25 Kasım 2007, 19:45:03 Paz
|
|
olan oldu ve geçtiğimiz yazın köyümüzün pikniği vardı. gittik. ve orada gül adında bir akrabama bir anda ne olduysa olsu şimşekler çaktı adını o anda koyamadığım bişey oldu. ama piknikte bişey diyemedim. akşam oldu herkes evine döndü. bir hafta boyunca aklımdan çıkmadı. ve köyün pikniği olduktan bir hafta sonra bir piknik daha düzenlendi bu sefer köy değil genel olarak divriği ilçesinin pikniği idi. yaklaşık 10 bin ile 25 bin arasında katılımı olan bir piknik. o poikniğe ben gitmeme kararı aldım. sebep ise gül aklımdan hiç çıkmadığı için biraz hüzünlü idim. ve gülün bu pikniğr geleceğini tahmin etmiyordum. kararımı vermiştim. gitmeyecektim.
derken sabahın saat 5 inde babam yatağımın önüne geldi eyüp hadi kalk pikniğe gidiyoruz dedi ben dedim gelmiyorum siz gidin. ve babam dediki sana son kez söylüyorum kalk ve hazırlan gidiyoruz dedi. ( öfkeli bi şekilde ) tabi bende mızmızlanarak gitmekten başka çarem kalmamıştı. eşyaları arabaya indirdim hazırlıklar tamam ve yola düştük ormana vardık. ormana varırı varmaz ben gülü aramaya başladım. bir yandan arıyor bir yandan dua ediyordum. sadece onu bir daha görebilmek için. ormanı komple aradım fekat gül yoktu. ümidim kesilmişti. gelmemiş dedim. ve başımı öne eğerek oyunların oynandığı orman pistine doğru gidiyordum gösterileri izlemek için. masamız ise piste yakındı. piste gelip biraz izledikten sonra masamıza doğru yol alıcakken kafamı çevirdiğim anda gülü bizim masada gördüm ve annesi le beraber bizim masada oturuyorlardı. içime bir anda serinlik gelmiş ve onu görmüştüm. hemen masaya gittim ve konuştuk. sohbet felan gül bir arkadaşını daha getirmişti işyerinden yanına. neyse masadan gittikten sonra bütün piknik boyunca ben gülün peşinde idim. gül nerde ben orda. hatta bir ara masasına kadar gittim. babası ile annesi ile sohbet ettim. hatta gül karpuz doğradı karpuz yedik felan derken. işte ben gösterileri izlerken pistte söyledim konudan bahsettim. çok şaşırdığını ve böyle bişey olamayacağını benden böyle bir teklif beklemediğini söyledi. ve piknik bitti eve geldik.
hüzünlüydüm. hatta şaşkınlıktan ne telefon numaramı ona vermiştim nede onun telefon numarasını alabilmiştim.
ama yılmadım. ararştırdım çalıştığı yeri buldum. derken 1,5 saat aramanın sonunda iş telefonunu buldum ve aradım. konuştum. akşam iş çıkışında yanına gittim. ve ayak üstü konuştu telrar reddetti. fakat ben yine yılmamıştım. derken buluşmalar mesajlaşmalar telefonlar başlamıştı. artıks anki herşey uoluna giriyordu sanki.
aradan 1 ay geçtikten sonra doğum günü olduğunu öğrendim. ayın 18 i idi. ve ben güzel bir doğum günü sürprizi yapıp onu yine şaşırttım. ve beklediğim müjdeyi bana doğum gününde vermişti. ondan sonra 2 ay boyunca herşey 4 4 lüktü.
fakat sonu hazin bitti.
onun doğum gününde birleştik benim doğum günümde ayrıldık.
sebepsiz yere ayrıldık hemde. ayrılığı o istemişti.
fakat ben hala onu seviyorum. savaşmayada devam edicem.
SENİ SEVİYORUM GÜL. SENİN İÇİN HERŞEYİ YAPMAYA HAZIRIM. EYÜP HEP AYNI EYÜP. SENİ BEKLİYECEK.
ÖNEMLİ NOT : ÇIKMAYA BAŞLADIKTAN SONRA SORDUĞUMDA ODA BABASININ YÜZÜNDEN GELMİŞ
|
|
|
|
|
165
|
Kralforumcu Genel / Yaşanmış Aşk Hikayeleri / sen gittin yarm kaldım
|
: 25 Kasım 2007, 19:44:04 Paz
|
|
Liseye basladigim yil..... Persembe günü Okulda bütün kizlar icin toplanti vardi.Bende siniftaki arkadaslarla oraya dogru gidiyordum.Önceden tanistigimiz baska siniftan olan iki kiz arkadas yanima dogru gülerek geldiler.Elimden gel hülya biri seninle tanismak istiyor diye.Bende sasirdim hemen yok olmaz dedim dogru toplanti odasina dogru kostum kizlar kolumdan tutup beni o tarafa dogru cekmeye basladilar gel diye bendeki huy ya hemen kactim gittim odaya.Toplantida yanlarina cagirdilar oturmam icin gittim basladilar ondan bahsetmeye cok iyi biri , iyi biri olmasa inan sana sölemezdik diye.Neyse toplanti bitti cikiyoruz ben merak ettim nasil biri oldugunu yakisikli olsa kabul edecegimden degil beni sevenin kim oldugunu görmek icin ama kizlara soruyordum nasil biri diye onlarda hemen yanlis tarafa dogru cektiler arkadaslari toplanti cikis kapisinda bekliyorlardi o yokdu hemen arkadaslarina seslendiler hakani arayin diye oda hazirmis hemen asagiya dogru indi karsimda geliyordu ben onu görür görmez hemen sinifa dogru kactim gittim.Arkadaslari kendisi ve o kizlar hepsi arkadamdan sinifa dogru geldiler kizlar beni cagiriyorlar o sinifin kapisinda bana bakiyor gözlerini hic ayirmiyor benim siniftan cikmami bekliyor bende gitmedim israrlarina ragmen.Onu gördüm gercekden yakisikli biriydi ama benim icin nasil biri oldugu önemliydi.Durusuyla zaten nasil biri oldugunu gösteriyordu.IlkGördüm andan itibaren yavas yavas kalbim isinmaya basladi.Ama ölesine bir cikma tekliif olmasindan korkuyordum.Haayatimda istedigim bir günlük iliski degil adam gibi biriyle öbmrümün sonuna kadar beraber olacagim birini istiyordum; o YÜZDENDE kimseyle cikmamistim bugüne kadar.Cuma günü cok bekledim gelir belki diye .Ama gelmedi geldi yada ben görmedim.Okulda görünmüyordu pek.Hafta sonuda araya girdi pazarteside bir haber alamadim.Meger bizim siniftaki kizlarla pazartesi günü görüsmüs telefonumu istemis.Arkadasda benden izinsiz vermek istememis bende yok telefonu hülyanin demis.Bunu bana kiz sali günü anlatti.Icim rahat etti kabul etmedim diye yüzüme bidaha bakmaz diye düsünüyordum.Meger gercekden seviyormus beni Bana kiz anlattikdan sonra baktim kapida o ve arkadasi benim kacda ciktigimi soruyorlardi siniftan bir arkadasacocouk yanima geldi gülerek hülya sen kacda cikiyorsun diye bende yanlis bir saat verdim gitti söledi ona... gittiler... Bir gün sonra arkadasi yanima geldi sinifa bana ondan bahsetmeye cikmak istedigini.... Ben yine hayir dedim. koridorda Laborotuvar bölüme giderken gördüm gözlerini ayiramiyor bende utandim hemen basimi egdim yürüdüm gittim. Carsamba günü.. Yan sinifdaki arkadasinin yanina gelme bahanesiyle koridorda konusuyordu bende onu görmedim ; bilmeden o zaman lavabo tarafina dogru yürüyordum arkamdan hülya diye bagirdi onu görünce cok sasirdim elim ayagima dolandi.Bana kacda ciktigimi sordu kalbim atiyor konusmam titrek sekilde ilk defa karsi karsiya gelip yakindan bakiyordum ona Babamin bugün almaya geldigini söyledim tamam dedi gözlerime bakiyor hic bise konusmuyor baska ben gidiyorum dedim gittim. neyse Labarotuvar dersi var ben kagitlarimin icine gömülmüs onlari düzeltiyorum karsimdaki arkadas bana sessizce ögretmen oldugu icin kapiya bak diyor ben anlamiyom bakti anlamiyom eliyle gösterdi Kapida kim olsa O öGRETMEN var yanimda biselerle ilgileniyordu caktirmadan ciktim siniftan.Ne oldu falanda diyemiyorum. Beni görmek icin tekrar gelip bana kacda cikdigimi sölemeye gelmis.Kacda cikiyorsun dedi yine Bende babam almaya geliyor dedim tamam o zaman dedi gitti.Cok hosuma gitti yanima tekrar gelmesi. Ders cikis telefonumun sarji bitti... Babami aramam gerekiyor ben ciktim nerdesin diye...Arkadaslarda daha henüz cikmamis bir yandanda belki kapinin önündedier babam diye asagiya indim baktim oda arkadaslariyla okulun önünde konusuyor mecbur bir yandan onun yanina gitmeye cünkü tellefonlarimiz onunkiyle ayniydi yanima gedliginde görmüstüm. Sarjin varmi dedim cocouk bana bakmakdan ne dedigimi anlamadi Tekrar sordum evet var dedi Sagol dedim konusur geri getirim sana ben dedim .Yok dedi sende kalsin dedi bende olmaz dedim konusur getiririm dedim.Neyse aradim babami almaya gelmiyormus Sarji vermek iicn gittim yanina ne oldu dedi almaya gelmiyormus babam dedim.Neyse ben gidiyorum dedim .Oldu dedi görürürz dedi.Ben belki konussacaklari simdi konusur diye düsünüyordum.Duraga dogru yürüyordum arkamdan biri cagirdi baktim o Geldi konuyu acamiyor bana konyuu acmak icin o kizlarin kendi hakkinda neler söylediklerini sordu bende ufak tefek anlattim biseler.Gülümsedi Konuya geldi benimle ciakrmisin dedi ben yine hayir dedim bu kadarda olmazki diceksiniz...tanimadigim birinin teklifini kabul etmek istemiyordum tanimak istiyordum onu... nEDEN diye sordu derslerimden dolayimi kabul etmek istemiyorsun dedi .Bende sebebinin o olmaidigini söyledim düüsnmem gerekdigini söyledim vedalasti gitti. Persembe günü.....# Öglen pausesi siniftakilerle kantin yerinde oturuyorduk.Arkadaslariyla siniftan cikmis konusuyordu yanima gelmesini bekliyordum geldi yanima merhabalastik gel konusalim biraz dedi.Baska masaya dogru gittik nasilsin iyimisin derken teklifimi düüsndünmü dedi bende henüz degil dedim okulda gezmeye basladik konusmaya basladik konusmalari cok iyiydi durusu hareketleri onla konustukca taniyordum artik onu Cuma günü.... okula gittim ders baslamadan hemen sinifdaki kiz arkadasa gel asagiya gidelim dedim gelirse görürüüm belki onu diye asagiya dogrui indik diger sinifdan arkadaslarda geldi konusurken arkadaslariyla oda okula geliyordu.Onun arkadasi beni görünce beni cagirdi o cagiramiyordu beni merabalastik yine kacda cikacagimi sordu bu sefer salagim ya bir saat erken söylemisim Okul cikisi kesin gitmistir diye düüsndüm bekliyormus Beraber ciktik konusmaya basladik baan kendinden bahsetmeye basladi.. Artik bende kararimi vermistim Kabul edecekdim O artik sölemeye cekiniyordu ben acim konuyu dedim veeee Benle hala cikmak istiyormusun dedim evet dedi peki ya sen dedi bende utandim gülerek evet dedim Cocugun yüzü güldü sonunda Beni duraga birakdi.... Cikmaya baslamistik artik Hergün mutlaka yanima geliyor beni ariyordu Zamanla yavas yavas kavga etmeyede baslyiorduk Cok kiskanctibu yüzden devamli kavga etmeye baslamistik. Sinifdaki erkekle samimi olmamai istemiyordu birde sinifdaki erkeklerin geneli benden yas olarak hepsi kücükdü hepsine kardes gözüyle baktigim icin onlarla samimi olmamayi sacma buluyordum.Öglen pauselerinde onlarla ayni masada oturmami kaldiramiyordu. Neyse birgün sinifdaki kizla onlarla ayni masada oturup yemek yiyorduk.Icinde olmdan insan anlamiyor hepsi cocuksu öle tatlilarkiii bir kizin erkeklerle oturmasi tabii normal karsilancak bise dedil bende öyle bir karaktere sahip bir insanda degilim ..... isteb gelde anlatttt o okulda yanliz basina oturmakla vakitmi gecer bütün sinifdakiler yani masada otururken benimde tek basina onun hatiri icin bir köseye cekilmem sinfdakilerle olan samimiyeti bozardi cünkü her zaman onlara muhtacsin sabhatan aksam kadar olan bir okulda Bende mecburen gidip oturmak zorundaydim cünkü sinifda fazla kiz yokdu.Onlara zaten kardes gözüyle bakmasam bana kötü gözle baktiklarini bilsem oturmazdim.Neyse bu yine beni öyle gördü ona zaten canim SIKINDI o beni görünce bende o gelince yanina bile gitmedim oda zaten arkadaslarinin yanina gidiyordu yanima gelmesini bekliyordum gelemedi bozuldugunu anladim ama bitirecegini sanmiyordum.Cünkü beni birakma korkusu hic yokdu icimde okul cikisi dayanamadim aradim telefonu acmadi mesgule cevirdi hep ben aradikca sonra bakti aramakdan usanmiyorum telefonunu kapaadi... iicmde artik o korku belirdi# Neee kadar zor biseydi Allah kimsenin basina vermesinnnn okulda görünce konusalim diyordum isim var baska zaman diyip gidiyordu Kac defa ynaina gittim böyle yapti.Okul cikisi aradim konusalim diye artik benden nefret ettigini simdi kimle nerde oturursan otur kimle konusursan konus artik ilgilendirmiyorsun beni dedi bittiii artik dedi kac defa uyardim seni dediii Mahvoldummmmmmmm Mesaj üstüne mesaj telefon telefon ettim bir fayda vermedi gururunu birakamiyordu. Bir gün yine aradim gel bekliyorum dedim ne olur dedim yüzyüze konusalim dedim bagirdim cagirdim telefonda gelmek istemedi israrima dayanamadi geldi Oturduk…..Basladim konusmaya Dönmicegini biliyordum ama sevdigini sanmiyordum ne bileyim artik telde sinirinden senden neferet ediyorum dedigi icin artik sevmedigini saniyorrdum Beni seviyormusun gözüme bakarak söyliyemiyordu daha dogrusu gözlerime bakipda konusmuyordu gözlerini kaciriyordu Kalktiii ayaga…Kolunda tuttum gözlerime bak dedim bakamam dedi Bak dedim bakmiyordu Bak dedim beni sevmedigini gözlerimin icine bakarak söyle o zaman ceker giderim dedim.Git dedi söyliyemem dedi Söyle dedimm sevmiyorum seni dedi Gözlerime bakarak söyle dedim Durdu gözlerini kacirarak SENI SEVMIYORUM dedi. Sinirlendim cektim gittim .Beni sevdigini bilmek bile yetiyordu Iste böle bir hikayem vardi arkadaslar 6 ay sürdürebildik Simdi soruyorum size gurur askin önüne gecermiii
alıntıdır
|
|
|
|
|